Fas’ın beyaz incisi Essaouira

Fas gezimi planlarken Essaouira şehrinden haberim bile yoktu aslında bakarsanız. Hatta ismini ilk duyduğum zamanlarda algılamakta zorluk çekiyordum çünkü oldukça zor bir ismi var. Marakeş’e geldiğimde hostelde tanıştığım herkes “Have you been Essaouira?” sorusunu soruyordu ve tabi ki ilk yanıtım “ha?” oluyordu. 🙂 Neyse şaka bir yana bir çok kişiden bu ismi duyunca biraz araştırmaya karar verdim.

Marakeş yazımı henüz okumadıysanız önce onu okumak için tıklayın.

Game of Thrones’un gizli bahçesi

Game of Thrones Essaouira Sahnesi

Meşhur Essaouira aslında ufak bir sahil kasabasından fazlası değil. Ama bir farkla, bu sahil kasabasında zaman yaklaşık 500 yıl öncesinde durmuş. Bir de üzerine canım Game of Thrones’un popüler bölümlerinden birinin de burada çekildiğini öğrenince “ben buraya giderim” dedim ve bilet araştırmaya başladım. Genelde günübirlik turları tavsiye ediyorlar fakat bence Marakeş’de 3-4 gün kaldıktan sonra kafayı dinlemek için 1 veya 2 gece kalınacak bir yer. Hatta zaman sorununuz yoksa mutlaka 2 gece kalın derim. Turların tek faydası, yol üstünde size bir iki ufak şey daha göstermeleri o kadar.

Şehre gidiş işin biletimi alırken Marakeş’ten 3 saat uzakta olduğunu öğrendim fakat yollar iyi olduğu halde çok yavaş gittiğimiz için ve 4 saatten fazla sürdü. Nedenini hala anlamış değilim fakat gün bitmeden yetişmeyi hayal ederken anlayacağınız gün bitmişti.

Essaouira şehrine giriş yaptığınız kapılardan biri.

Otogar olarak kullanılan yer, şehir surlarının hemen arkası. Otobüsten inince etrafınızı hemen sürücüler ve yardım etmek isteyenler saracaktır fakat eğer ağır bir yükünüz yoksa hiç bulaşmadan yolunuza devam edin ve ilk bulduğunuz kapıdan (şehre giriş kapılarından) kendinizi zamanda yolculuk makinasına bırakın. (Kapıdan geçerken hava hala aydınlıksa ne demek istediğimi anlayacaksınız.)

Atlantic Hostel sokağına giriş (:

Ben hostel olarak bir kaç blogdan okuduğum bir hosteli seçtim ve açıkçası oldukça memnun da kaldım. Eğer kalabalık, gürültülü fakat samimi bir ortam arıyorsanız siz de Atlantic Hostel’de kalın derim. Fakat aile veya sakinlik arıyorsanız sizin yeriniz başka. Ben hostele girer girmez tüm ekibin akşam yemeğinde olduğunu gördüm ve bunu nasıl kaçırdım diye üzülürken içlerinden birinden “yemek hiç iyi değildi, biz ettik sen etme” uyarısını duyunca sevindim ve hostele girişimi yaptıktan sonra kendimi dışarı attım. Hostelin hemen karşısında Essaouira’nın en işlek caddesi olduğu için kendimi kalabalığın akışına bıraktım.

Essaouira sokakları

“Kazablanka” ne anlama geliyor biliyor musunuz? Kazablanka yazımı okumak için sizi şöyle alalım!

O kadar garip bir durumdu ki Game of Thrones etkisiyle ben mi kendimi kandırıyordum bilmiyorum fakat sanki zamanda yolculuk yapmış da dizi setinin içine girmiş gibiydim. İlginç kıyafetli insanlar, yan yana dizilmiş, onlarca farklı şeyi tezgahın arkasından satmaya çalışanlar, bir yandan sinsice yanıma gelip ot satmaya çalışanlar ve daha nicesi. Baştan sonra caddeyi turladıktan sonra kendimi bir pizzacıya attım. (Bu arada kendimi çok kaptırınca anca fark ediyorum. En beğendiğim ve aynı zamanda en az fotoğraf çektiğim şehirlerden biri oldu. Kendime saklamak istemişsem demek ki… (: )

“O kadar zamanda yolculuk falan de, sonra pizzacı ile devam et. Hiç oldu mu?” demeyin. Tabi ki olmadı fakat her yemeğe koydukları “kişniş” canımdan bezdirmişti artık o yüzden pizza görünce dayanamadım. Ama tabi ki pizzaya da kişniş koyarak çıtayı bir üst seviyeye çıkardılar ve beni yine aç bıraktılar o ayrı. Pizzacının en güzel yanı ise en işlek yerde konumlanmış olmasıydı. Caddeye bakacak şekilde konumlandırılmış masamda adeta tarihi bir film izliyor gibiydim. Bu arada Fas’ın genelinde karşılıklı sandalye diye bir şey yok. İki kişi bile oturuyorsanız sandalyeler yan yana olur ve her iki kişi de sokağa bakar. Meğerse Fransız kültüründe böyleymiş ve koloni dönemiyle beraber bu kültür Fas’a da bulaşmış. Herkes caddeye bakacak şekilde oturuyor her kafede.

Hostele döndüğümde acayip bir müzik ekibi beni karşıladı. Hostel çalışanları ve bazı misafirler almışlar ellerine müzik aletlerini çalıyorlar ve bir yandan da berber şarkıları söylüyorlar. Hemen oturdum aralarına ve eşlik etmeye başladım. Herkesin söylemesi gereken nakaratlara tabi ki. 🙂 Hostelin kedisi de kucağıma gelince ortam iyice şenlendi. (Eğer videoları işlemeyi başarırsam videosunu da mutlaka ekleyeceğim.)

Essaouira – Beyaz İnci, Fas

1 saatten fazla müzik keyfi yaptıktan sonra artık herkes yatağına çekildi. Ben de duş alıp sabah erkenden kalkmak üzere uykuya daldım. Marakeş’den sonra iyi bir uyku çektim çünkü havanın sıcaklığıyla klimanın derecesi ters orantılı ve klima havasında uyumak pek de keyifli değil benim için. Essaouira’da çok yüksek bina olmaması ve okyanus kenarında olması akşamları serin olmasını sağlıyor.

Sabah kalkar kalkmaz ilk işim, sanki hiç uyumamışlar gibi canlı bir şekilde akmaya devam eden ana caddede yürümek oldu. Gündüz gözüyle daha iyi oldu. Sonrasında ara sokaklara girerek kaybolmaya başladım. Her şehirde en sevdiğim şey bu fakat Essaouira sokaklarında kaybolmak en az Marakeş’de kaybolmak kadar güzeldi. En büyük fark, Marakeş’in kızıl duvarları karşısında Essaouira’nın beyaz duvarları. Aslında başlıkta “inci” derken bundan söz ediyorum. Şehir tamamen beyaz duvarlardan oluşuyor. Yunanistan’ın Santorini adası kadar olmasa da oldukça güzel bir görüntü sunuyor bu haliyle.

Essaouria’da diğer şehirler gibi daha çok el emeği ile geçimini sağlıyor.

Essaouira’nın esnafı da diğer şehirlerinkinden biraz daha uysal, kıyı ikliminin insanlarını biliyorsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. İlk görüşte ısrar ederler fakat sonra pek üstelemezler. Canınızdan bezdirmezler… Bu yönden iyi olsa da fotoğraf yönünden daha muhafazakar çıktılar. Nedenini çözemediğim bir şekilde fotoğraf çektirmekten hiç hazzetmiyorlar ya da benim yöntemlerim hatalı. (İzinli, sohbetli… her yolu denedim oysaki ama çok üstelemedim.)

Şehrin her bir sokağına girip çıktıktan sonra artık Game of Thrones’da Khalesi’nin meşhur sahnelerinden birinin çekildiği yere gitmenin zamanı gelmişti. Bir Khalesi bulsam da benzer pozu çeksem diye düşünürken kendi fotoğrafımı çektirecek birini bile bulamadım. Durur muyum, bastım selfiye’yi.

Bana şurdan 2 kg Khalesi sarar mısınız?

Hemen karşısındaki kaleye geçtim bu fotoğrafın ardından. Kalenin çok bir esprisi olduğunu söyleyemem fakat şehire farklı bir yerden bakmak ve rüzgarı iliklerinize kadar hissedebilmek için oldukça iyi bir yer. Ayrıca fotoğraf çekmek için de güzel bir yer. Gittiğiniz zaman mavi balıkçı teknelerine bakarken bana teşekkür edersiniz. Giriş bileti sanırım 5 lira falandı.

Kaleden sonra teknelerin yanına geçip biraz da oradan fotoğraf çektikten sonra artık denizden yeni çıkmış, en taze mahsüllerden yemeye başlayabilirsiniz. Balıkçıların olduğu yere girmeden hemen önce bir grup balık pişirme tezgahı var ve isterseniz orada da balık ve türevlerini yiyebilirsiniz fakat en tazesi ve en uygununu direkt balıkçı teknelerinin orada konumlanmış yerlerde yiyebilirsiniz. Başka yerde yiyemeyeceğiniz kadar çok çeşit ve uygun fiyat. 🙂

Meşhur, mavi balıkçı tekneleri. Daha kalabalık alan da vardı ama martılardan korktum yaklaşmadım çok. (:

Saat öğlene yaklaştığı için iyi interneti ve iyi kahvesi bulunan bir yer aramaya başladım ve güzel bir kafe buldum. Essaouira da dahil önceki günlerin her birinde 16-17km yürüdüğümü düşünecek olursak dinlenmekten iyi bir şey yapamazdım sanırım. Essaouira zaten bunun için güzel demiştim değil mi? Hem gezip, gördüklerinizi sindiriyorsunuz hem de durup anın tadını çıkarabiliyorsunuz.

Güneş biraz aşağılara inmeye başlayınca ben de işlerimi de tamamlamanın haklı huzuru ile gezinmeye devam ettim. Bu defa güneşin üzerine battığı şehir olarak tadını çıkardım. (: Tabi siz bana bakmayın, ben çok fazla alışveriş ve dükkan gezmesi sevmediğim için benim için şehirler minik kafeler ve yürüdüğüm sokaklardan oluşuyor. Neredeyse müze bile gezmem, çok önemli olmadıkça. Bu nedenle siz bu saydığım şeyleri 1 günün tamamına sığdıramazsınız. O kadar çok farklı ele işi ürün var ki, mağazalarda harcayacağınız zaman cebinizi de yakacak.

Sabah erkenden gezerseniz çok sakin sahneler yakalarsınız.

Essaouira’da mutlaka görmeniz gereken bir diğer şey de gel-git olayı. Bunu ilk defa deneyimleyecekler gerçekten şaşıracaktır. Gece kıyının son noktasına kadar gelen deniz suları gün ortasında onlarca metre çekilerek bir kumsal oluşturuyor. Ben gece fotoğrafını çekmeyi atladığım için sadece gündüz halini bir video ile anlatmaya çalıştım. Tabi ki onu da Essaouira videosu bitince izleyebileceksiniz ama çok güzel bir olay. Gittiğinizde mutlaka iki farklı zamanda aynı sahili ziyaret edin.

Daha önce de dediğim gibi, Essaouira, Marakeş keşmekeşinden kaçmak ve dinlenmek için çok güzel bir yer. Bu nedenle zaman sorunu olmayanlar iki günü yayılarak geçirebilir fakat zaman sorunu olanlar günübirlik tur da yapabilirler. Amaç güzellikleri görmek ise gerisi teferruat.

Benim için “mutlaka tekrar gidilecek şehirler” listesine giren şehirlerden oldun Essaouira. Umarım bir gün çok daha uzun süreli görüşürüz. O zamana kadar, tarihin eski zamanlarında kalmaya devam et olur mu?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir