İnsanı şair yapan İran şehri; Şiraz

İran’ın eski başkentlerinden İsfahan‘da daha fazla vakit geçirmek isterdim fakat önümüzde görmemiz gereken daha çok yer vardı. Bu nedenle yola koyulmuştuk ve eğer bir sorun olmazsa gece 23:00 gibi Şiraz‘a yetişecektik. Aslında hava aydınlıkken yolda olmayı tercih ederdim, böylece çevreyi daha iyi görebilirdim fakat Couchsurfing arkadaşımız Hamit’in ikramları bitmek bilmedi. Bu nedenle yola oldukça geç çıktık.

Yol oldukça keyifli geçti benim açımda çünkü yolun sonu Şiraz gibi efsaneler doğurmuş bir şehire çıkacaktı.  Yolda bize Ebru Gündeş ve İbrahim Tatlıses dışında artık İranlı sanatçılar Hayedeh ve Reza Gholipour da eşlik ediyordu. (Aslında bir kaç sanatçı daha vardı dinlediğimiz ama bu sanatçıların parçalarını beğendiğim için not almıştım.)

Kurân Kapısı görünmüştü. Burası, Şiraz şehrinin girişi olarak kullanılıyormuş eskiden. Kapının yanındaki ana yoldan giriş yaptık Şiraz şehrine. Saat neredeyse 23:30’a geliyordu ve biz ne şehri biliyorduk ne de kalacak bir yerimiz vardı. Şiraz’da Couchsurfing’den görüştüğüm kimse de yoktu. Şehrin girişinde devasa bir otel vardı, önünde duran bir adama kalacak yer sormak için aracımızla yanaştık. Meğerse bu adam komisyon aldığı şehir merkezindeki bir başka otel için misafir bekliyormuş. Bizi ikna edeceğinden emin bir şekilde onu takip etmemizi söyledi ve aracına atladı. Biz de en azından şehir merkezine rahatlıkla ulaşabileceğimiz umuduyla onu takip ettik. Sonuç olarak Arshia’nın muhteşem pazarlık stratejileri ile geceliği yaklaşık 200 TL’den 50 TL’ye indirdik ve devasa bir apart kiraladık. 2 gece burada kalacaktık.

İran’ın ünlü şairlerinden Hafız’ın anıt mezarı

Şiraz’da güne erken başlayıp kaldığımızın yerin yakınlarındaki bir marketten bir kaç öğün ihtiyacımızı giderecek bir şeyler aldık. Mutfağımız olduğu için güzel bir kahvaltı yaptık. İran’da yemek konusu beni hayal kırıklığına uğratmıştı bu yüzden klasik bir kahvaltı iyi geldi.

İlk durağımız Şiraz’ın en ünlü mekanlarından Hafız’ın anıt mezarıydı. Hafız, sadece İran’ın değil, dünyanın en önemli şairlerinden biri olduğu için adını çok uzun zamandır biliyordum fakat anıt mezarını görünce bir daha saygı duydum çünkü şimdiye kadar gördüğüm en güzel anıtlardan biriydi. Özellikle bahçesi harikaydı, çiçekler ve ağaçlandırma çok özenli bir şekilde yapılmıştı. Her yerden duyulacak şekilde Hafız’ın eserleri seslendiriliyordu. İçerisinde kütüphane, eğitimler için alanlar ve diğer bir çok önemli şairin mezarı bulunuyordu. Şiraz’da ilk durağımızdan çok memnun bir şekilde ayrıldık anlayacağınız.

Arg-e Karim Han – Kerim Han Kalesi – Şiraz, İran

Anıt mezardan çıktıktan sonra aracımızı şehir merkezinde bir yerde bırakıp gezmeye yürüyerek devam ettik. İlk karşılaştığımız yapı Zend Hanedanı’nın Şiraz’da hüküm sürdüğü yıllardan kalma Kerim Han Kalesi (Arg-e Kerim Han) oldu. Giriş kapısının hemen yanında, yaklaşan muharrem ayı için sahneler kuruluyordu. Kale oldukça ihtişamlı dursa da içi İran’ın diğer bahçeleri ve tarihi yerleri gözü önüne alınınca çok iyi korunamamıştı. Odalar, duvar işlemeleri ve geniş bahçesiyle yine de oldukça etkileyiciydi.

Eğer Kerim Han Kalesi’ni bulduysanız artık Şiraz’ın tarihi merkezindesiniz demektir. Şehrin en önemli tarihi eserlerini yürüyerek rahatlıkla gezebilirsiniz. Biz de öyle yaptık ve kaleden doğruca Şiraz kapalı çarşısına (Vekil Çarşısı da diyorlar) doğru yürümeye başladık. Biliyorsunuz, İran’nı kapalı çarşıları çok meşhur, burası da tıpkı Tebriz, Erdabil ve Tahran kapalı çarşıları gibi devasa bir büyüklüğe sahip. Hatta bir çok gezgine göre İran’ın en güzel kapalı çarşısı burasıymış fakat ben o kadar beğenmedim. Diğerlerine nazaran daha fazla zarar görmüş ve yerel halk çok hor kullanmış gibiydi.

Şiraz’ın en ünlü camilerinden Vekil Cami ve muhteşem işlemeleri.

Kapalı çarşının her bir çıkışı farklı bir tarihi esere doğru çıkıyor. Burada Zend Hanedanı kurucusu Kerim Han’a hakettiği övgüleri vermek lazım çünkü yaklaşık 40 yıllık hükümdarlığı döneminde Şiraz’ın en güzel eserlerini yaptırmış. Vekil Camii’de bu harika eserlerden biri. Şanssızlığım nedeniyle caminin büyük bir bölümü restorasyona alınmıştı ama yine de ihtişamıyla beni büyülemeyi başardı. Geniş avlusu, devasa işlemelerle dolu duvarları ne kadar büyük bir emek harcandığının canlı ispatıydı. 22 yılda tamamlanmış olması da ince işçiliğin bir diğer kanıtı diyebiliriz. Yalnız şunu da belirtmeliyim ki bu camilerin girişlerinin bu kadar pahalı olmaması lazım. Her bir giriş neredeyse 20 TL’ydi.

Vekil Camii’nin meşhur kolonları ve ben (ortadaki ben)

Şiraz’a gelmeden önce en çok gördüğüm fotoğraf sanırım Vekil Camii’nin bu kolonlarıydı. O kadar güzel fotoğraflar çekilmişti ki bu kolonların arasında ben de bir şeyler çekmeliydim. Güzel bir model olmayınca ben de haberim yokmuş gibi kendi kendimi çektim fakat gerçekten camiyi de inceliyordum. Neredeyse her köşesine gittim, baktım, oturdum ve izledim…

Nasır El Mülk (Masjed-e Nasir-ol-Molk) – Şiraz, İran

Vekil Cami’den çıkıp yine kapalı çarşıda gezinmeye başladık. Bir yandan da Nasır El Mülk Camii‘yi (Pembe Camii olarak da biliniyor) bulmaya çalışıyorduk. Kapalı çarşının yolları o kadar çok dallanıyordu ki arada bir kaç tane ilginç tarihi konak ve külliyeye bile rastladık fakat pek bakımlı olmadıkları için kimse yoktu. Nasır El Mülk Camii‘yi sonunda bulduk. Normalde özel bir zamanda ziyaret edilmesi gereken mekanları not alıp gezmeye çalışırım fakat nasıl olduysa burayı kaçırmışım ve öğleden sonra Nasır El Mülk Camii’yi ziyarete geldiğimiz için asıl alametifarikasını kaçırmıştık. Burası için dünyanın en renkli camisi diyebiliriz.

Nasır El Mülk Camii’nin muhteşem işlemeleri

Caminin her bir noktası o kadar güzel işlenmiş ki renkler ve mimarinin uyumu, bu rengarenk camiyi ortaya çıkarmış. Azeri Türk’ü boylarından Kaçar Hanedanlığı tarafından 1876 yılında yaptırılan bu cami günün her saatinde bir renk cümbüşü sunuyor ziyaretçilerine. Sadece iç tasarımı ve işlemelerin rengi de değil, caminin kapalı alanlarında bulunan camlar o kadar güzel bir şekilde işlenmiş ki ışık vurduğu andan itibaren yansıyan rengarenk işlemeler çok güzel bir görüntü sunuyor.

Kötü zamanlamam dolayısıyla renk cümbüşünü kaçırdım.

Kötü zamanlamamız dolayısıyla güzel bir kapalı alan fotoğrafı çekemedim. Siz siz olun Şiraz‘a gezmeye gelecekseniz Nasir El Mülk Camii gezisini sabah erken saatlerde yapın.

Aynalı Camii kompleksinden bir kare

Şiraz’ın farklı bir noktasına, İrem Bağı‘na gideceğimiz için tekrar araca doğru yürümeye başladık. Tabelalarda yazan “Shah Cheragh” yazısını görünce takip edip oraya da bakmak için yönümüzü değiştirdik. Meğerse İranlılar için çok önemli bir cami kompleksiymiş ve caminin içindeki parça parça camlardan yapılan işlemeler dolayısıyla “aynalı camii” olarak da adlandırılıyormuş. Girişte fotoğraf makinamı benden aldılar ve yanımıza bir de görevli verdiler. Hal böyle olunca fotoğraf çekemedim. İçeride fotoğraf makinaları elinden alınmamış kişileri görünce biraz sinir olmadım değil ama yapacak bir şey yoktu. Telefonla bir iki kare aldım ve bıraktım.

Dışı altın kaplama, içi zümrütlerle doldurulmuş ve içerde bulunan bazı önemli kişilerin mezarları dolayısıyla türbeye dönüşmüş bir cami. Öyle ki cami içerisinde bulunan türbelere sırtını dönmeden geri geri yürüyerek çıkıyordu insanlar ve türbenin çevresinde bulunan kapalı alana ufak boşluklardan atılan paraların haddi var hesabı yok. Arshia ve diğer tanıştığım İranlıların söylediklerine göre İran’ın her şehrinde bulunan bu imamzadelerin (Hz. Ali’nin soyundan gelen önemli din adamları) türbelerine atılan paralar İran hükümetinin en büyük gelir kaynaklarından biriymiş. Her bir oda günde ortalam 4-5 defa boşaltılıyormuş ve bu paranın nereye gittiğini bilen yokmuş.

Şiraz’ın göz bebeği Bağ-ı İrem

Şiraz hakkında biraz internette araştırma yaparken dünyanın her yanına yayılmış şaraplarının ününü öğrenmiştim. Meğerse “Şiraz şarabı” diye bir şey varmış. Tabi bunlar şah devrimi öncesinde kalmış. Yine Arshia’dan öğrendiğim kadarıyla artık Şiraz’da yasal olarak şarap üretimi yapılmıyor, sadece müslüman olmayan halkın kendi içebileceği kadar üretilmesine izin varmış. Sıkı bir kontrol olsa da el altından üretilip hala satışı yapılıyormuş. Şiraz’ın bağları ve üzümü de anlayacağınız çok ünlü. Şehir merkezinde popüler olarak İrem Bağı (Eram Garden veya Bağ-ı İrem olarak görebilirsiniz) bulunsa da şehrin çevresinde çokça üzüm bağı bulunuyormuş.

İrem Bağı’nın devasa bahçesinden ufak bir bölüm.

İrem Bağı gerçekten muhteşem bir bahçeye sahip. Burası Şiraz Üniversitesi tarafından yönetildiği için içerde bir de botanik bahçesi bulunuyor. Ayrıca bazı selvi ağaçlarının 300 yıldan daha eski olduğu ve 1 tane de 3.000 yıllık ağaç olduğu söyleniyor.

Biz gezerken hava kararmaya başladığı ve çok acıktığımız için bahçenin kalan büyük bölümünü gezmedik ve yemek için İnternetten bulduğumuz, şehir merkezinde bulunan güzel bir restorana gittik. Oturmamızla beraber 40 kişilik bir turist kafilesi de mekana gelince ne kadar şanslı olduğumuzu düşünüp yemeğin tadını çıkarmaya başladık. İyice dinlendikten sonra ikinci günün planını yapmak için kaldığımız daireye doğru yola çıktık.

O kadar etkileyici bir gün oldu ki benim için, Şiraz’ın neden bu kadar çok şair çıkardığını çok net bir şekilde anlamıştım. Yüzyıllar boyunca onlarca farklı hanedanlığın hüküm sürdüğü bu şehir kendi insanını çok iyi muhafaza etmiş ve bilgi birikimini en iyi şekilde aktarmayı başarmış. Hala bunu en iyi şekilde yapmaya devam ediyorlardı. Tarihe ve değerlerine gösterdikleri saygı bunun en büyük göstergesi sanırım.

Planımızı yapmıştık. Şiraz’da son günümüzün büyük bir bölümünü 70 km uzaklıktaki Persepolis’e ayırıp doğrudan Yezd şehrine geçecektik. Persepolis’te görüşmek üzere.

4 Comments

  1. Zerdüşt mabedlerini varmış iranın bir çok yerinde ve pers döneminden sarayları ve mabedleri çok merak etmişimdir eğer hala oradaysan belki inceleme fırsatın olur

    1. Merhaba Mert, evet İran’da Yezd şehri Zerdüştlüğün doğduğu yer olarak biliniyor. Şu anda İran’da değilim ama oraya da gittim. Bu hafta orayı da yazacağım. Zerdüştlük inancına dair detaylar da yer alacak. 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir