İran’ın başkenti Tahran ve ilginç güvenlik önlemleri

İran’ın karadeniz bölgesi diye adlandırdığım Erdebil, Reşt ve Mazenderan’da toplamda 2 gece 3 gün geçirip Tahran’a gece ulaştık. Reşt’te tanıştığım, yardımseverliği ve gezme heyecanı ile yol arkadaşım olan Arshia, Tahran’da kurye olarak çalışan bir arkadaşı ile konuşup evini bize açmasını sağlamıştı. Couchsurfing’den bir çok kişiyle görüşmüş olmama rağmen bu teklifini geri çevirmedim ve gece ulaştığımız Tahran’da hızlı bir şehir turu yaparak arkadaşının evine geçtik.

Tochal kompleksten Tahran.

Gece yaptığımız kısa turda gördüklerim büyük bir şok etkisi yarattı bende. İnanılmaz yoğun bir trafikte gördüğüm lüks araçlar Tebriz ve diğer şehirlerdeki eski model araçlara hiç benzemiyordu. İran’da görmeye alışkın olmadığınız ve beklemediğiniz yüksek binalar, Tahran’a girer girmez göze çarpan Milad Tower ve parklar, İran’ın farklı bir yüzünü görmeye hazır olmam gerektiğini anlatır nitelikteydi. Soluğu Tahran’a yüksekten bakabildiğiniz ve içerisinde her türlü aktiviteyi (bungee jumping dahil) bulabildiğiniz bir kompleks olan Tochal’da aldık. Aracı girişte park edip yürümeye başlayınca bir sanki İran’da değil de İstanbul Bebek Parkı’nda gibi hissettim. Spor kıyafetleri ile yürüyüş yapan, koşu yapan süper bakımlı (ve makyajlı) fit kadınlar ve erkeklerle doluydu kompleks. Tochal, bir dağ olduğu ve geniş yürüyüş/koşu parkurları barındırdığı ve Tahran’ın kötü havasından ziyade temiz bir havaya sahip olduğu için oldukça popüler bir yermiş, bunu gözlerimizle gördük. Ayrıca kış aylarında bir kayak merkezine de ev sahipliği yapıyormuş.

Burada biraz yürüdükten sonra “Kuzey Tahran” diye bilinen ve İran’ın zengin yüzü olan bölgeden geçerek kalacağımız yere doğru yol aldık. Kuzey Tahran’dan (hani şu rich kids of Tahran kitlesinin yaşadığı) geçip gerçek Tahran’a ulaşırken binaların yüksekliği azalıyor, evler ve çevre giderek daha salaş bir hal alıyordu ve duvarlar artık devrim taraftarı yazılar, posterlerle dolmaya başlıyordu.

Kalacağımız yere ulaştık. Arshia’nın arkadaşı da işten dönmüş, nargilesini yakmış bizi bekliyordu. 🙂 Oturduk ve sohbete başladık. Safkan İranlı olduğu için Türkçe bilmiyordu fakat İbrahim Tatlıses ve Ebru Gündeş hayranı olduğunu her fırsatta paylaşıyordu. Biraz nargile, biraz çay derken herkes çok yorgun olduğu için uyku moduna geçtik. Yarın uzun olacaktı.

Tahran metro bileti.

Tahran’da gelişmiş bir metro altyapısı olduğu için araçla çıkmamayı tercih ettik. İstanbul kadar kalabalık bir şehir olduğu için doğru karar verdiğimizi de kısa sürede gördük. Biletler üzerinde qr kodları okutarak metroya girdik. Her zaman anlatıldığı gibi metroların ilk ve son vagonları kadınlara özeldi ve yoğun bir şekilde kadınlar kullanıyordu fakat diğer vagonlarda bir çok kadın bulunuyordu. Yani sadece kadınlara ait vagonları kullanmaları zorunlu değil, tercih meselesiydi.

Tahran metro hattı

Durakları gösteren alana bakınca metro hattının oldukça iyi olduğunu gördüm. Bu hat sayesinde Tahran’ın tüm bölgelerine rahatlıkla gidilip gelinebiliyormuş, yani şehir yer altından tamamen bağlantılı.

Metroya inerken ve metroda bir kaç fotoğraf çekmiştim, üstelik spesifik değil tamamen genel fotoğraflardı ve çoğunu muhtemelen silecektim. Öyle de oldu ama biraz farklı bir şekilde. Metroya indiğim zaman çektiğim fotoğrafları bir kaç durak sonra metrodan çıkarken beni durduran polis sildirdi. Evet, tüm turistler arasından direkt olarak beni seçti ve fotoğraflara bakmak istedi. Neyse ki Arshia yanımdaydı ve durumu anlamaya çalıştı. Metroya inerken çektiğim tüm fotoğrafları tek tek sildirdi. Neyse ki Tebriz’deki ev partisinin fotoğraflarına yetişmeden bakmayı bıraktı. 🙂 Sınırı geçtiğimden beri ilk defa bir polisle karşılaşmıştım ve çok da ilginç olmuştu. Birileri kameradan bu fotoğrafları çektiğimi görüp uyarmış olmalı. Daha önce İran’da çekim yaparken göz altına alınan blogger’lar okuduğum için ucuz atlattığımı düşünüyorum.

Tahran Kapalı Çarşı Girişi

Metroyla kapalı çarşının bulunduğu bölgeye geldik. Hafta içi olduğu halde inanılmaz bir kalabalık vardı. Herkes adeta dışarıdaydı. Bunun nedenlerinden biri muharrem ayının yaklaşması olduğunu kısa sürede öğreniyoruz. Aşure ayından hatırlarsınız, Türkiye’de de aşure yapar bir çok kişi ama olay İranlılar için çok daha önemli.

İmam Hüseyin’e övgü ve dualar yazılmış (öyle dediler) afişler.

İmam Hüseyin’in katledildiği dönem olduğu için bütün İran muharrem ayının başından itibaren siyah giyinmeye başlıyor ve her akşam tüm İran’da yapılan törenlere katılıyor ve 2. haftasına doğru bir kaç gün süren resmi tatil oluyor. Bu sırada tüm mahallelerde yapılan anma etkinliklerinde akşam yeme/içme ikramları yapılıyor herkese ve ücretsiz. Devletin maddi destek verdiği bir şey olmadığı halde neredeyse her sokakta birileri birleşerek bu organizasyonun giderlerini karşılıyormuş. Ne kadar önemli olduğunu hayal etmişsinizdir. Henüz muharrem başlamadığı için sadece hazırlık yapılıyordu ama tabi ki çok şanslıydım ve muharremin ilk 2 gününe denk geliyorum. (Detaylar sonra.)

Tebriz’de tanıştığım Polonya’dan gelen gezginlerle Tahran’da tekrar buluştuk.

Tebriz’de tanıştık ve iletişimi sürdürdük Polonyalı gezginlerle. Tahran’da ilk kapalı çarşıyı gezdikten sonra bir mesaj geliyor ve Tahran’a geldiklerini söylüyorlar. Onların da 2. kapalı çarşının yanında olduğunu öğrenince hemen yanlarına gidiyoruz. Gezginlerimiz Tahran’da da Couchsurfing’den tanıştıkları arkadaşları ile bize katılıyorlar. Yanlarında Fransız bir gezgin daha var.

Fransız gezgin. (İsimler konusunda çok kötüyüm, hemen unutuyorum.)

Türkiye’de aylarca gezip İran’a gelen bu Fransız gezgin 3 yıl boyunca Asya Kıtası’nı gezip hiç para harcamamayı hedefliyor. Bir anda gitarını çıkarıp farklı dillerde şarkı söylemeye başlayınca bunu gerçekten başarabileceğini anlıyorum çünkü 30 dakikada Tahran’da 100 liraya yakın para toplamayı başarıyor. 🙂 Beraber geziyoruz ve Polonyalı gezginleri alıp yanlarından şimdilik ayrılıyoruz. Beraber Golestan Sarayı’nı gezmeye gidiyoruz ama harita bizi çok yanlış bir yere götürünce plan iptal oluyor ve yolumuzu Milad Tower’ın tepesine dikiyoruz.

Milad Tower ve Tahran’da gün batımı.

Yolumuzu bu defa da trafik kesiyor ve gün batımını tepesinde izlemeyi hedeflediğimiz kuleye biraz geç de olsa ulaşıyoruz. Tepeye çıkıp Tahran’ın büyüklüğü karşısında büyüleniyoruz. Terasın bulunduğu katta güzel sergiler, el işi yapıp satan sanatçılar bulunuyor. Üstelik fiyatlar da uygun. Bir üst katta lüks bir restoran ve canlı müzik var ama biz bunu tercih etmeden iniyoruz.

Ben şok! 😀

Tahran’da güvenlik gerçekten çok farklı bir anlam taşıyormuş!

Sabah tanıştığımız İranlı arkadaşların evine gidiyoruz hep beraber sohbet muhabbet ve efsane bir İran kedisi ile arkadaşlarımızı bırakıp eve doğru yola koyuluyoruz. Yolda gördüğümüz bir meydan ışıklandırması ve dev heykel dolayısıyla çok hoş görünüyordu. Bu nedenle durup fotoğrafını çekmek istedim. Tam tripod kurup fotoğraf çekiyordum ki çok yakından hızla bir motor geçti. İki genç vardı üzerinde ve bu kadar canayakın insanın olduğu memlekette şaşırtmıştı beni. Ayarları yaparken bu gençler geri döndüler. “Tamam işte, özür dileyecekler” diye düşünürken fotoğraf makinesinin önüne geçti ve kapatmamı istedi. Cebinden çıkardığı telsiz ile ikinci şoku yaşamış oldum. Sivil polisler! Pasaportlarımızı isterken telsizden bir şeyler söyledi ve bir anda 3 motorlu ekip daha geldi. Yanımızda 8 polis, ellerinde pasaportum ve dert anlatmaya çalışan Arshia. 🙂 Film gibi ama gerçekten Arshia olmasa 2. defa nezarete düşmüş olabilirdim. Amerika vizeme bakıp duran polis bana biraz ters ters baksa da Arshia ikna etmiş olacak ki iyi geceler dileyip gittiler. Fotoğrafını çekmeye çalıştığım meydanı saran binalar ve duvarlar askeri alan olduğu için çekim yasakmış. Fotoğrafları sildirdiler ve gittiler. Daha fazla ısrar etmeyip hemen oradan uzaklaşıp eve doğru yola koyulduk.

Azadi meydanında bulunan Azadi Tower

Heyecanlı geceyi çay ve nargile ile kapatıp temiz bir uyku çektik. Planımız dönüş yolunda tekrar Tahran’a dönmek olduğu için gezilecek bazı yerleri son günlere bırakıp İran’ın herkesçe en çok beğenilen şehri olan İsfahan’a doğru yola çıkmaya karar verdik. Yola çıkarken yolumuzu eskiden İmam Meydanı olarak bilinen ve devrim sonrası Azadi Meydanı olarak çevrilen meydanından geçirdik. Düzenleme çalışması burada da vardı bu nedenle çok hoş bir görüntü yoktu daha çok şantiye alanına benziyordu.

Tahran’da harika parklar ve bol bol ağaçlandırılmış yerler olsa da yoğun motor ve otomobil kullanımı havayı gerçekten çok kötü etkilemiş. Nefes almak bile bazen zorlaşabiliyor sıcaklığın yüksek olduğu anlarda. Hibrit şehir otobüsler ve bazı taksiler trafikte boy gösterse de alınması gereken çok uzun bir yol var.

Benim de önümde İsfahan, Şiraz, Yazd gibi harika şehirler olduğu için daha fazla durmadan yola koyulduk. Ashia eğer rahatsız olmayacaksam benimle gelmek istediğini söyleyince zaten dünya benim oldu çünkü özel aracımızla istediğimiz zaman istediğimiz yere gidebiliyorduk. Artık gezi bitene kadar Arshia ile beraberiz.

3 Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir