İran’ın karadeniz bölgesi: Erdebil, Reşt, Mazenderan

Harika geçen ilk 2 günün sonunda Erdebil’e doğru yola koyulmuştum. Türkiye’de eskiden sık kullanılan önceki nesil şehirlerarası otobüslerden biriyle yola çıkmıştık. Sıcak geçen 2 günlük Tebriz gezisi İran’ın çöller ülkesi olduğunu hatırlatmaya yetiyordu. Fakat bu düşüncemin değişmesi için 2 saat gitmemiz yeterli oldu. Hava kararmaya başlamış olsa bile yol aydınlatmaları çöken sisi net bir şekilde görmemi sağlıyordu. O kadar yoğun bir sis vardı ki hızımız 10 km/s seviyelerine düşmüştü. Sis dağıldıkça bir anda ağzım açık kaldı.

Sanki ışınlanmıştım ve bir kaç ay önce gittiğim Rize yollarına geri dönmüştüm. Yağmur yağıyordu ve göz alabildiğince ormandan başka bir şey yoktu. İran denildiği zaman akıllara gelen ilk şey “çöl” olduğu için böyle bir şeyi beklemiyordum. Evet, Hazar Denizi kıyılarının daha yeşil olduğunu tahmin ediyordum fakat bu kadarı benim için bile fazlaydı. Adeta karadeniz bölgesi İran’a kopyalanmış gibiydi. Çay tarlaları ve yağmur ormanlarını andıran sıklıkta ormanlar. Hava fotoğraf için elverişli olmadığı ve hareket halinde olduğum için sonraki gün çektiğim bir fotoğrafla açıklamaya çalışayım.

İran’ın Karadeniz bölgesine ilk bakış.

Erdebil şehir merkezine indiğimde gece saat 01:00’a geliyordu ve İran’ın hiç bir şehrinde online rezervasyon imkanı olmadığı için burada da kalacak yerim henüz yoktu. Couchsurfing burada pek verimli olmamıştı. Otobüsten inmemle titremeye başlamam bir oldu. Tebriz’in harika ve hatta sıcak denebilecek havasından sonra Erdebil adeta buz kesiyordu. Sonradan öğrendim ki İran’ın en soğuk şehriymiş ve çevresindeki dağlarda buzul bile varmış.

Otobüsten indiğim yerde kalacak yer sordum ve hemen yakınlarda iyi bir otel bulunca soğuktan kurtulmak için hemen içeri girdim, odayı tutup dinlenmeye başladım. Sabah 8 gibi erkenden kalkıp fiyata dahil kahvaltımı yapıp yola koyulmak için hazırlığa başladım. Şehir büyük bir hayal kırıklığına neden oldu çünkü Tebriz’in küçük ve daha az tarihi versiyonu gibiydi. İnternetten de pek bir gezilecek yer bulamayınca şehirde başıboş bir şekilde gezip önüme gelene nereleri görmem gerektiğini sordum. Burası Türkçe konusunda da pek verimli olmadığı için İngilizce şansımı denedim ama o da olmayınca tek başıma gezmeye başladım. Şanslıydım ki Erdebil’in kapalı çarşısı ve Şah İsmail’in atası olduğuna inanılan Şeyh Safiyüddin İshak Erdebili’nin mezarını buldum.

Erdebil Kapalı Çarşı – Yerel Halk

Kapalı çarşı, Tebriz’in kapalı çarşısı kadar ihtişamlı olmasa da oldukça korunmuş bir yapıdaydı. Bunun yanında hala yerel halk tarafından yoğun bir şekilde kullanılıyordu. Alışveriş için herkes burayı tercih ediyordu. Biraz çarşıda dolaştıktan sonra gezmeye devam ederken Şeyh Safiyüddin İshak Erdebili’nin anıt mezarına geçtim. Erdebil’in en önemli ismi olan bu şahıs o kadar farklı yerlere çekiliyor ki, hakkında Şah İsmail’in atası olmasından tutun da imamzade (Hz Ali’nin soyundan gelenlere verilen isim) olduğuna ve hatta Türk ve Kürt olduğuna kadar bir çok rivayet var. Bunlara çok takılmadan Şah İsmail türbesinin de bulunduğu kompleksi gezmeye başlıyorum. Harika işlemeler ve inanılmaz detaylar barındıran kompleks gerçekten çok mistik bir havaya sahip. Özellikle türbelerin için o kadar ışıl ışıl ve işlemelerle dolu ki, türbeler ve mezarlarda yatan kişilere verdikleri değeri ve önemi buradan anlayabiliyorsunuz.

Erdebil Şah İsmail Türbesi ve Şeyh Safi Kompleksi

Erdebilde dağcılık aktivitelerinin olduğunu öğreniyorum bir süre sonra fakat dağcılık, tırmanış gibi deneyimlerimin pek olmaması ve en önemlisi de kamp için hiç bir ekipmanımın olmaması dolayısıyla daha fazla Erdebil’de kalmamın bir anlamı olmadığına karar verip Reşt şehrine doğru yola koyulmaya karar verdim. Hemen bir otobüs bulup otelden çıkışımı yaparak gece yola çıktım. Yine ormanlar, dağlar aşarak Gilan eyaletinin başkenti olan Reşt’e ulaştım. Saat 23:00 gibi ulaştığım için yine hızlıca otel aramaya başladım. Bu defa pek şanslı değildim. İlk girdiğim otel gecelik 90 dolar gibi bir fiyat çekince koşarak uzaklaştım oradan ve bir markete girdim. Markette alışveriş yapan bir adam bana yardımcı olabileceğini söyleyince onun aracıyla hostellerin yoğun bulunduğu bir yere doğru ilerledik .Yine yardımsever biriyle karşılaşmış olmanın verdiği mutlulukla onun götürdüğü hostelde kalmaya karar vermişken odaların çok kötü durumda olduğunu görüp ayrılmaya karar verdim. Sırtımda çantam geze geze hostel ararken tadilat halinde bir market gördüm ve yardım istemeye karar verdim. Ne de olsa şimdiye kadar herkes çok yardımseverdi.

Reşt meydanı gece görünümü

Markettekilere yaklaşıp “Türkçe biliyor musunuz?” diye sorunca içlerinden biri “evet abi, biz de Türk’üz” diye cevap verince nokta atışı yaptığımı anladım. Azeri asıllı İranlı kardeşim ile şans eseri bu tanışmamızın 15 gün sürecek bir maceraya dönüşeceğini nerden bilebilirdim ki? Evet, bu genç arkadaş otel bulabilmek için arabasına davet etti ve yaklaşık 30 dakika şehir içerisinde uygun ve güzel bir yer aradık. Reşt, popüler bir iş merkezi olduğu için tüm merkezi oteller doluydu. Boş olanlar da aşırı pahalıydı. Sonunda “güzel ama uzak bir yere gidelim” deyince tamam dedim ve yola koyulduk. Merkezden yaklaşık 40 dakika uzaklıkta olan Hazar Denizi kıyısına gittik ve yaz sezonu bittiği için denize bakan bir otelde benim için pazarlık yapıp güzel bir indirim kopardı ve beni odaya kadar götürdü. Sabah da gelir seni buradan alırım deyince “yok artık” demekten kendimi alamadım. Para teklif ettim ve sabah da beni alacağını söylediği için sadece 10 TL alarak “benzin doldururuz yarın gün boyunca seni gezdiririm” dedi ve çıktı gitti.

Hazar Denizi’ne karşı uyanmak…

1 hafta önce biri bana “Hazar Denizi’ne karşı uyanacaksın” deseler inanmazdım. Çünkü plan yaparken Hazar Denizi’ni görmeyi bile hayal etmemiştim. ama markette karşılaştığım bir İranlı sayesinde bu da oldu. Gece duş alıp dalga sesleriyle uykuya dalmışım. Sabah yine dalga sesleriyle uyandım ve hazırlanarak aşağı kahvaltıya indim. Güzel bir kahvaltı yaparken “bu adam niye gelsin ki beni almaya?” diye düşünmeden edemedim ama 10 dakika geçmeden kendimden utandım. Arabasıyla gelmiş otelin önünde beni bekliyormuş Arshia. Resmen sevinçten havaya uçtum ve yola koyulduk. İnternetten çıkardığım yerleri ona gösterdim ve tek tek gezmeye başladık. Üstelik her biri saatlerce süren farklı konumlar arasında sıkılmadan beni gezdirdi ve üzerine bir de rehberlik yaptı. Yolda bize saatlerce eşlik eden İbrahim Tatlıses, Ebru Güneş ve Ahmet Kaya’ya da teşekkürü ihmal etmeyelim. Arshia, bu sanatçıların hastasıydı ve her birini defalarca dinledik.

İnternetten görüp çok merak ettim Masuleh Köyü ile başladık gezmeye.

Masuleh Köyü

Yaklaşık 1000 yıllık bir tarihi bulunan bu efsane köy, şu anda 180 hane ve 554 kişilik nüfusu ile turistlerin uğrak mekanlarından biri. En beğendiğim şey ise köyün karşısına yapılan alanda turistler için yeme, içme, konaklama ve park alanlarının yapılmış olması ve köye en ufak bir müdahalenin yapılmamış olması. Her bir evin çatısı, yukarıdaki evin avlusu olacak şekilde tasarlanmış bu köy gerçekten harika bir doğanın içinde. Kıyafet ve hatta yüz hatlarıyla da bildiğin karadeniz insanını anımsatıyorlar. Havasından olsa gerek. Köyde uzunca bir süre yürüyüş yaptıktan ve bol bol fotoğraf çektikten sonra yaklaşık 2 saat mesafedeki bir Masal Yaylası’na gitmeye karar verdik.

Masal Yaylası’na giderken…

Köyden çıkarken harika olan hava Masal’a doğru ilerlerken masallardaki gibi bir hal almaya başlıyordu. Çöken sisten dolayı neredeyse göz gözü göremeyecek hale gelmişti. Sislerin bir anda dağılabilme ihtimali ve belki de sislerin üzerine çıkma şansımızı da düşünerek yola devam ettik. Bu sırada Arshia’nın tavsiyesi ile yolda aldığımız efsane pastaları yiyorduk. Fırından sıcak sıcak almanın tadı başka. Ve tabi ki en has mekanından almış olmamızın da etkisi büyüktü.

İran’da neredeyse hiç bir pastahane tuzlu bir şey satmıyordu. Tatlıyı çok sevdikleri kesin.

En sonunda yaylaya varmıştık. Ama bırakın yaylayı görmeyi, araçtan indikten sonra 5 metre önümüzü göremeyecek kadar yoğun bir sis vardı. Arshia’da en az benim kadar üzülmüştü çünkü o da bu yaylayı daha önce görmemişti. Böylece en az benim kadar gezme hevesi olan biri olduğunu da öğrenmiş oldum.

Hüzünlü bir şekilde göremediğimiz yayladan inmeye başladık. Beklemek de fayda etmemişti ve temiz havanın da etkisiyle acıkmaya başlamıştık. Aşağı doğru inerken sis azaldıysa da tepeler hep sisli kaldı, yoldayken hava açılsa geri dönmeyi bile düşünüyorduk anlayacağınız. (:

Masal Yaylası’ndan elimizde kalanlar.

Reşt’e tekrar döndüğümüzde hava kararmış ve biz açlıktan bayılmak üzereydik. Güzel bir restorana girip kebapları (Arshia’da yemek kebap önerince başka çare kalmadı) mideye indirdik ve sonraki gün için plan yaptıktan sonra bu defa merkezde bir hostele yerleştim. Gece şehir meydanını gezerken araç trafiğine kapalı meydanda gece 00:00’a kadar yüksek sesle müzik yayını yapıldığını gördüm ve gerçekten ağzım açık kaldı. İran’da böyle bir şeyi hiç beklemiyordum.

Mazenderan’da teleferikten Hazar denizi ve şehir görünümü

Reşt şehrinden erkenden yola koyulduk. Planımız Mazenderan şehrinde biraz vakit geçirip direkt olarak Tahran’a geçmekti. Arshia’nın ailesi ve aslında yaşadığı şehrin Tahran olduğunu öğreniyorum bu sayede. Arkadaşını arayarak onun evinde kalıp kalamayacağımı soruyor, arkadaşı ikiletmeden kabul ediyor. Ben de ise bir daha mutluluk göz yaşları… Bu kadar iyilik gerçekten alıştığım bir şey değil. Artık Arhsia’nın para için yapmadığına kanaat getirdiğim için sadece yeme-içme ve yakıt masraflarını ben karşılıyorum ki benzinin litresi Türk Lirası ile 90 kuruş falan.

Mazenderan dağları doğal park olarak koruma altına alınmış ve teleferikle çıkılıp bir bölümü gezilebiliyor. Dikkatli bakarsanız beni bile görebilirsiniz.

İran’ın İzmir’i diyebileceğimiz Mazenderan, çok tarihi bir yer olmasa da turistik bir yer. Özellikle piknik ve deniz için yaz aylarında tıklım tıklım dolduruluyormuş İranlılar tarafından. Eylül ayı olduğu için boş sayılırdı ve denize giremeyeceğimiz ve kamp yapamayacağımız için sadece doğal güzelliklerini görüp yaklaşık 5 saat sürecek olan Tahran yolculuğumuza başladık. Türkçe şarkılardan sıkılmaya başlayınca İran şarkılarına geçtik ve birbirinden güzel şarkılarla yola devam ettik. Zıtlıklar başkenti Tahran’a doğru giderken heyecan ve merakım artmaya devam ediyordu.

2 Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir