Kamboçya, Angkor Wat ve doğanın inanılmazlığı

Phuket’de geçen harika günlerin ardında yine yola koyulmuştuk. Sırtımızdaki küçücük çantalarımıza, çok kısa sürede o kadar çok şey sığdırmıştık ki biz bile şaşırıyorduk. Profesyonel gezgin olmayı bir yana bırak ben hayatımda 2. defa yurt dışına çıkıyordum. “Hostel” nedir bunu bile bilmiyordum ve Fatih’in ise ilk yurt dışı tecrübesiydi. Ama her şey harika gidiyordu.

Phuket’den Bangkok’a doğru uçarken bir yandan da hayallerime bir adım daha yaklaşıyordum. Bu yolculuğun nasıl başladığını unuttunuz mu yoksa? Evet, Kamboçya’da bulunan dünyanın en büyük dini yapısı olan Angkor Wat’ı görmeye doğru emin adımlarla ilerliyorduk. Üstelik gün doğumunu izleyecektik. Dünyanın en iyi gün doğumlarından birinin orada yaşandığını söylüyor bütün gezginler.

Kamboçya’ya doğru bizi taşıyan otobüs.

Phuket’den Bangkok’a indikten sonra gece geç saat olduğu için sabah erkenden Kamboçya’ya gitmek için otobüse bineceğimiz otobüs terminali olan Bangkok’un merkezi Mo Chit otobüs terminaline yakın bir otele yerleştik. Bir şeyler atıştırıp otobüse erkenden gidebilmek için dinlenmeye başladık. Zaten gün boyunca adalarda gezip yüzmüş olmanın yorgunluğu da ancak böyle atılırdı.

Sabah erkenden kalkıp terminale doğru yola koyulduk. Otobüse binip 10 dk yol aldıktan sonra inmemiz gereken durağa geldik ve terminale doğru yürümeye başladık. Çok fazla alternatif olmadığı için bilet satan gişelerden birinden biletlerimizi aldık ve beklemeye başladık. Otobüs 09:00’da hareket edecekti ve saat daha 07:00’yi yeni geçiyordu. Biz de diğer gezginler gibi otogarda dinlenmeye başladık. Bir şeyler atıştırıp kahvaltıyı geçiştirip kahvelerle kendimize geliyorduk ki saat 08:00’de bir anda otogarda bir marş çalmaya başladı ve yerel halk, görevliler ayağa kalkıp veya oldukları yerde durup dinlemeye başladılar. Bunu gören turistlerin de bazıları ayağa kalktı. Halka açık alanlarda her gün böyle bir uygulama yapıldığını da böylece öğrenmiş olduk. Şaşkınlıktan bir fotoğraf bile çekemediğim doğrudur.

Otobüs mola verdiği sırada ikram edilen ısıtılmış karidesli pilav. O yolculukta ne de iyi gitti. 🙂
Kamboçya Gezisi Başlıyor!

Kamboçya’nın Bangkok’a sınır komşusu olan ve Angkor tapınaklarının bulunduğu şehir Siem Reap’a doğru gidiyoruz. 5 saat süreceği söylenen yol 7 saatten fazla sürüyor. (Genelde zaman konusunda daha azını söylemeye meyilliydi Asya insanı.) Neyse ki yolda ufak tefek ikramlar bizi mutlu etmeye yetiyordu. Yolda cam kenarına oturup çevreyi izlemek o kadar keyifliydi ki yolun uzunluğu sorun olmuyordu. Kamboçya Türkiye’ye vize uygulamıyor gibi bir algı olsa da aslında Kamboçya Türkiye’ye vize uyguluyor fakat bunu sınır kontrolünde yapıyor ve sadece karşılığında 35 USD para alıyor. Bu nedenle vize uygulamıyor yerine kapıda vize veriyor diyebiliriz.

Otobüs sınıra ulaşınca sınırın iki tarafında adeta birer küçük şehir kurulmuş gibi kalabalıkla karşılaşıyoruz. Sınırdan sürekli bir geçiş olduğu için iki ülke arasında burada bankalar falan bile şube açmış. (Belki de gerçekten şehirdir orası bilemedim şimdi.)

Sınıda pasaport işlemlerimizi yapan paravan firma.

Sınıra biz yaklaşmadan görevli pasaportlarımızı ve kendi komisyonları ile beraber vize ücretlerini ve bir de fotoğraf aldı herkesten ve önden fırlayıp işlemleri yapmaya başladı. Aslında burada yapılan şey tamamen sizin sınır polisiyle muhattap olmanızı engellemek ve doldurulan kısa bir formu kendileri hızlıca halledip sizi sınırdan geçirmek. İlk gittiğimde olayı bilmediğim için bu kısa işlemlere ek 20 dolar verdiğimi bilmiyordum. İkinci gidişimde kendim hallettim ve çok da basit oldu. Bu nedenle pasaportu vermemenizi ve kendinizin halledeceğini söylemenizi tavsiye ederim.

Kamboçya Krallığı! Angkor Wat teması daha sınırdan sizi karşılıyor.

İlk gidişin acemiliğiyle giden paralardan ve yaklaşık 1 saatlik beklemeden sonra pasaportlarımız bize içine vize basılmış şekilde geldi ve önce Tayland’dan çıkış yaptık ve sonra Kamboçya tarafına geçerek ülkeye girişimizi yaptık. Siz siz olun Tayland’a gelirken uçakta doldurduğunuz kağıdı atmayın. Sonra sınırda başınıza iş açabiliyorsunuz. Neyse ki yalnız değildim ve diğer turistlerle beraber görevlileri ikna edip giriş yapabildik.

Sınırı geçtikten sonra iş bitmiş sayılmıyor. Bir form daha doldurmak için bu defa Kamboçya tarafındaki küçük bir alana geçiyorsunuz. Formu doldurduktan sonra sizi bekleyen otobüse atlayıp yola devam ediyorsunuz. Ama sınırı geçer geçmez Kamboçya’da yaşam hakkında bir fikir sahibi oluyorsunuz çünkü çevrenizde gördüğünüz yerel halk gerçekten sınırın diğer tarafındakilerden çok daha fakir durumda!

Yanından geçtiğimiz Kamboçya köylerinden “Kamboçya’da yaşam” özeti.

Artık Kamboçya’ya resmi olarak giriş yapmıştık. Siem Reap şehrine doğru ilerlerken saatlerimiz artık öğleden sonrayı gösteriyordu. Yolumuz artık çok kalmadı diye düşünüyorduk ama şunu söyleyebilirim ki Siem Reap’a vardığımızda hava kararmıştı. Bu arada Siem Reap hakkında bir bilgi paylaşmak istiyorum. “Siem Reap”, Kamboçya’nın resmi dili olan Khmerce’de “Siyamlılar Yenildi” anlamına geliyor. Bazılarınızın tahmin ettiği gibi burada yenilen “Siyamlılar” Taylandlılar oluyor çünkü tarihte Siyam Krallığı, Tayland’ın eski adıymış. Bir sınır şehrinin isminin anlamının bu kadar derin olduğunu öğrendiğimden beridir herhangi bir şeye verilen isime çok daha fazla dikkat ediyorum. “Acaba neden?” diye soruyorum.

Gelenksel bir Kamboçyalı evi.

Kamboçya’ya bu kadar ilgi duyma nedenlerimden biri de çalışmasını yakından takip ettiğim Kamboçya’da bir aşevi. Aksilikler nedeniyle ziyaret etme fırsatım olmasa da Kamboçya hakkında paylaştıklarından çok şey öğreniyorum. Evet, Kamboçya’da yaşam çok adil değil. Gerçekten dünyanın en fakir ülkelerinden biri ve zenginleri ile fakirleri arasında uçurum hayal edemeyeceğiniz kadar büyük. Bir dikta yönetimi altında bulundukları için de ülkede hiç bir şey gelişemiyor ve yerel halkın tek umudu turistler. Turizmin ülkenin kültürüne ve doğasına verdiği zarara rağmen buna ihtiyaçları dolduğunu ise bir kaç satır sonra tanışacağınız tuktuk sürücümüzden öğreniyoruz.

Kamboçya’da sıradan bir okul.

Sadece otobüsle geçerken bile gördüklerim beni ve Fatih’i gerçekten çok etkilemişti. Fatih’in bu yolculuğun sonunda söylediği “hayata bakışım artık çok değişti, iyi ki Kamboçya’ya gelmişiz” sözü size ne kadar etkili olduğunu anlatmaya yeter sanırım.

Otobüs yolculuğunun sonuna doğru gelirken hava artık kararmıştı. Saat 20:00’ye geliyordu sanırım. Toplamda 9 saatimiz yolda geçmiş olmalıydı. Spontane hareket etme işini biraz abartmıştık çünkü Siem Reap’a inmek üzereydik ama henüz gece nerede kalacağımız belli değildi. Neyse ki bu konuda yalnız değildik.

Yolda tanıştığımız Brezilyalı yalnız gezgin Daniel’de bizim gibi rezervasyon yapmadan gelmişti. Otobüsten iner inmez çevremizi saran tuktuk şöförleri bu duruma alışmış olmalı ki direkt olarak rezervasyonumuzun olup olmadığını sordular. Daniel, ben ve Fatih de beraber geziyormuşuz gibi içlerinden birini seçtik ve bizi ücretsiz olarak hostele götürme teklifini kabul ettik. Önceki yazılarda da söylediğim gibi her şey komisyon üzerine kurulu ama işe yaradığını da eklemem lazım. Sizi bütçenize göre dilediğiniz kadar yere ücretsiz götürüyor ve en sonunda beğenmezseniz hiç bir ücret ödemeden kendiniz devam edebiliyorsunuz.

Hostelden çıktığımız gece karşıma çıkan ilk şey. “Dayanışma!”

Tuktuk şöförümüz şeker gibi biri çıkınca onu kırmadık ve geceliği 5 dolar olan bir hostelde kalmaya karar verdik. Hostelimizin güzel bir havuzu bile vardı ve gayet memnun kaldık, yolunuz düşerse diye ismi de “Moonlight Kiss Hostel”. 🙂

Şöförümüz bizi hostele kadar bıraktı. Geç bir saat olmasına rağmen çok zaman kaybetmek istemediğimiz için şöförümüzle bir de gün doğumundan itibaren tüm günü kapsayan bir “Angkor Wat” turu anlaşması yaptık ve bizi geceyarısı 03:00’de alacağı şekilde sözleştik. 10 saatlik otobüs yolculuğu ve arada geçen zaman derken saat 22:00’ye geliyordu. Biz Fatih ile ilk hostel gecemize alışmaya çalışırken 10 yataklı yatakhanede Daniel profesyonel bir gezgin olarak duşunu almış ve uyumaya başlamıştı. Biz de onun izinden süreci tamamladık ve uyuduk.

Yaklaşık 10 saatlik çılgın bir Angkor Wat turu sonrası hoste dönen çılgın ekip! 🙂

“Hayat, nefes aldığımız anların toplamından değil, nefesimizi kesen anların toplamından oluşur.” Alex Hitch Hitchens.

Yukarıda gördüğünüz ekip, hayatım boyunca unutamayacağım o değerli anları yaşarken yanımda olan ekip. Angkor Wat’ı gezerken binlerce fotoğraf çektim sanırım ve içlerinden sizlerle sadece bir kaç tanesini paylaşacağım. (Geri kalan fotoğraflar için tabi ki Instagram’dan beni takip etmeyi unutmayın.) Kamboçya ve Angkor Wat, gerçekten hayatınız boyunca görmeniz gereken yerler listesinde üst sıraları hak ediyor. Tarih, din, doğa ve insanlık medeniyeti hakkında o kadar çok ders çıkarabileceğiniz bir gezi ki Kamboçya gezisi, hayal ettiğinizin de daha ötesi…

Angkor Wat’da Gün Doğumu!

Bir yola çıkarken hayal ettiğiniz ve yapmak istediğiniz şeyler olur. İşte benim de en çok yapmayı istediğim şeylerden biri Angkor Wat’da güneşin doğuşunu görmekti. Oldukça puslu bir havada olsa da bunu başarmanın haklı mutluluğunu yaşıyorum. Hatta şimdi düşününce o anın tadını daha iyi çıkarabilirdim. 🙂

Angkor Wat ile ilgili o kadar çok şey söylenebilir ki burada neyi paylaşıp neyi paylaşmayacağımı hala bilemiyorum. Bazen anlatmak istediğiniz fakat kelimelere dökemediğiniz anlar olur ya, işte Angkor Wat gezisi de benim için o anlardan biri. Sanki beyninizin bir noktası karanlıkta kalmış da bu gezi artık orayı aydınlatmış gibi.

Bu nedenle sizinle sadece bir kaç fotoğraf paylaşmak istiyorum. Umarım bir gün siz de gidip kendiniz bu duyguyu yaşarsınız. Siz şu anda bu satırları okurken ben de başka blog yazılarını okuyordum bu yola çıkmadan önce. Yani aslında yola çıkmak için işin büyük bir bölümünü yaptınız bile.

Bir önceki çektiğim kareyi nasıl zorluklarla çektiğimi bu kare çok iyi anlatıyor. 🙂

Zifiri karanlıkta, sadece motor sesleri arasında yol alıp gece 03:00’da bilet kuyruğunu görünce her şeyin hayal ettiğimden farklı gideceğini anlıyorum. Gün doğumu olduğunu düşünüp çok rahat davranırsanız bazı önemli kareleri kaçırabilirsiniz eğer fotoğraf çekme amacınız varsa çünkü sizinle aynı yere bakmaya çalışan ve tabi aynı kareyi çekmeye çalışan binlerce kişi ile sıkı bir rekabete girişmeniz gerekecek. Onun dışında güzel bir yer seçip sadece gün doğumunun ve efsane Angkor kulelerinin arkasından doğan güneşin tadını çıkarabilirsiniz.

Doğaya sataşırken bir daha düşünün!

Buraya kadar okudunuz ve hala “Angkor Wat” hakkında iki satır bir şey yazmamış dememeniz için şöyle bir özet geçeyim. Angkor Wat yaklaşık 1.000 yıllık bir tapınak kompleksi ve çok geniş bir alanda bir çok farklı tapınaktan oluşuyor. Aslında Hinduizm için yapılmış olsa da sonradan Budistler tarafından dönüştürülmüş (!). Her iki dine bağlı grup için de adeta bir “Kâbe” dersem daha iyi anlaşılır sanırım.

Büyük savaşlar ve olaylar atlatan Angkor Wat gibi gücün simgesi bir bölge bile terkedilmiş bu insanlık tarihinde çünkü Angkor Wat aslında Hinduizm inancında tanrıların yaşadığı yer olan Meru Dağı’nı simgeliyor. Angkor Wat’ı yaptıran kralın egosunu ve gücünü siz hayal edin.

Yüzyıllar boyunca kayıp bir şehir olarak kalan Angkor Wat Fransız gezginler tarafından bulununca doğanın intikamını aldığını görüyorlar. Artık Angkor Wat insanoğlunun egosu ve doğanın bu egoya verdiği cevap olarak karşımızda duruyor…

Tapınaklar hakkında karşılaştırma yapabilirsiniz.
Mola! 🙂 Hindistan cevizi suyunu içerek dinlenin.

Bu arada satıcılardan iyi pazarlıklarla bolca magnet alabilirsiniz. Ve buz gibi hindistan cevizi suyunuzu almayı da unutmayın. Çok iyi serinletiyor. O sıcakta sudan farklı serin bir şeyler içmek gezerken iyi oluyor. Beyazlarını da kemirebilirsiniz. Tadı fena değil.

1 dolar karşılığı dolaptan çıkarılan taze hindistan cevizini 2-3 hamlede içilebilir hale getirdiklerini görünce pazarlık yapmaktan çekinebilirsiniz.

Doğayla oyun olmaz değil mi? Sevgili gökdelen dikicileri…

Güneşin doğuşundan itibaren tüm bölgeyi gezmek neredeyse 10 saatimizi aldı. Fatih’i sadece 24 saat sonra Türkiye’ye göndereceğimiz için tek günlük tur bileti aldık ama size tavsiyem 3 günlük bilet alıp rahat rahat gezmeniz.

Tapınakların olduğu bölgelerde her yerde bir şeyler satan satıcılarla karşılaşmamış olmam çok sevindiğim bir durum. Satıcılar ve yeme/içme yerleri için belirli alanlar belirlenmiş ve herkes orada işini yapıyor. Böylece tarihi yerler çok güzel bir şekilde korunuyor. Bu arada inanılmaz derecede temizdi her yer.

Face to face!

Tapınakları bitirdikten sonra hostele dönüp dinlenmeye başlıyoruz. 1-2 saat kestirdikten sonra gece bir şeyler yemek için Pub Street’e doğru geçiyoruz ve farklı bir şeyler denemek için bakınırken “timsah burger” buluyoruz. 🙂 Evet, timsah burger yedik ve balık-tavuk arası bir tadı varmış. Beğendim, deneyebilirsiniz.

Timsah burger.

Neyse daha fazla uzatmadan Angkor Wat defterini kapatabiliriz. Timsahımızı da yedikten sonra hostele dönüp artık Fatih ile son günün planını yapmamız gerekiyordu. Çünkü yaklaşık 24 saat sonra İstanbul’a dönecekti ve ben artık yola tek başıma devam edecektim. Fatih’i tek başına sınırı geçip havaalanına dönmeye ikna edip biletini ayarlıyoruz. Fatih Bangkok Suvarnabhumi Havaalanı’na doğru yola koyulurken ben de hosteldeki görevlilerden sahil kasabası olan Sihanoukville’e nasıl gideceğimi öğrenmeye çalışıyorum. Otobüsle yaklaşık 10 saatlik yoldan başka bir seçeneğim olmadığını öğrenince yataklı otobüs için biletimi alıp Fatihi hostelde yeni arkadaşlarımızla (Türkiye’den yeni gelmiş Amerikalı gezgin) bırakıp yola koyuluyorum.

Kamboçya tarzı yataklı otobüs.

İtiraf etmeliyim ki daha iyi bir şey bekliyordum fakat bu da iş görüyor. Hele ki kısa biriyseniz yaşadınız ama iri biriyseniz (hello) işiniz zor. Bir şekilde dura kalka yolu bitirip gece bindiğim otobüsten öğlene doğru iniyorum. Doğru bildiniz 10 saatlik yolu 15 saatte falan gelebildik. Bu durum biraz sinirlerimi bozmaya başlasa da kalan zamanımı kötü geçirmeye niyetim olmadığı için görmezden gelmekten başka çarem yoktu.

Asıl amacım tabi ki sahil kasabası olan Sihanoukville’de kalmak değildi. İnternetten yıllar önce tanıştığım Mert Eren’in de yerleştiği ve her gidenin dilinden düşürmediği Koh Rong Adası’na ulaşmaktı. Yolda tanıştığım Arjantinli çiftin de oraya gittiğini öğrenince yol arkadaşı bulmanın mutluluğuyla hızlı feribot bileti aramaya başlıyoruz. Tek bir firma olduğu halde birbirinden farklı fiyatlar görünce en uygun verenden bileti alıp beklemeye başlıyoruz.

Bir kaç gün önce Phuket adasında kaldığımızı saymazsak eğer hayatımda ilk defa gerçek bir adada dinlenmek için vakit geçirecektim ve çok heyecanlıydım. Arjantinli çiftimizle muhabbet ederek feribotu bekledik. 2 saat süren süper gürültülü ve süper hızlı feribot yolculuğunda geçen 7-8 günü düşünerek denizi izlemeye koyuldum. Bir insan 8 güne ne kadar çok şey sığdırabiliyormuş oysa…

2 Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir