Kamboçya’nın incisi Koh Rong Adası’nda 3 gün

Yataklı otobüsten dışarıyı izlerken aklıma sık sık adaletsiz bir dünyada yaşadığımız düşünceleri geliyordu. Otobüsün ufacık penceresinden gördüklerimden dolayı bu düşüncelerin gelmemesi ilginç olurdu. Adaletsiz olduğu kadar farklılıklarla dolu bir dünya. Üstelik adaletsizliklerin çoğu bu “farklılıklar” kaynaklıydı. Oysa bu dünyayı bu kadar güzel yapan şey farklılıklarımızdı, bizi biz yapan farklılıklarımızdı. Siyah olmadığı zaman beyazın hiç anlamı olur muydu?

Kamboçya’da yaşam. (Yataklı otobüs penceresinden)

Angkor Wat gezisinden sonra Fatih’i Bangkok’a gönderip Koh Rong Adası’na doğru yola koyulmuştum. Koh Rong Adası’na nasıl gidilir sorusunun cevabı belliydi, Sihanoukville’den bilet alıp hızlı feribotla gitmek. Günde biri öğlene doğru diğeri akşama doğru 2 sefer yapılıyormuş. Otobüs molalarında kızarmış muz yerken tanıştığım Arjantinli çift ile (umarım 2017 bitmeden Arjantin’de onları ziyaret edeceğim) Sihanoukville’de bilet satıcılarıyla iyi bir pazarlık yapıp biletlerimizi aldık ve hızlı feribotun gelmesini beklemeye başladık. Fotoğraf makinası ile sahilde bir şeyler çekerken bu çiftimizin Arjantin’de fotoğrafçı olduğunu öğrenince daha da seviyorum çünkü adada muhtemelen 3 gün beraber takılacağız. Yalnız gezmenin en güzel yanı da bu zaten.

Koh Rong Adası’na hoş geldiniz.

Koh Rong Adası dediğimde eğer zihninizde bir şeyler canlanıyorsa ya Yol Günlükleri’nin yazdığı “Güney Asya’da bir Türk adası” yazısına bir yerlerden denk gelmişsinizdir ya da Sanal Mutfak adıyla internetten tanıştığım Mert Eren ile bir yerlerde arkadaşsınız. Çünkü Türkiye’de Koh Rong Adası denildiği zaman en çok soruyu onlar cevaplamıştır diye düşünüyorum. Bu nedenle ben çok detaya girmeyeceğim. Mert Eren’e adada kaldığım 3 günlük sürede benimle ilgilendiği için ve oralara kadar giderken sorularıma bıkmadan yanıt verdiği için (aslında hala sorularla boğduğum oluyor arada) çok teşekkür ediyorum. Daha uzun süreli olacak şekilde bir daha görüşeceğimize eminim diyerek size adanın güzelliklerinden bahsetmek istiyorum.

Kamboçya Koh Rong Adası sahilinden…

Adaya adımımı atar atmaz “hippiler” diye içimden haykırdığımı itiraf ediyorum. Dünyanın dört bir yanından bu güzide adaya gelmiş o kadar güzel insan var ki inanamazsınız. Ufak bir ada olduğu için her şeyini kendileri hallediyorlar. Adada güvenlik bile yok diyebilirim. O kadar çok çeşit insan yaşıyor ki bu adada hayal edemezsiniz. Hepsinin de altın gibi birer kalbi var çünkü hepsi adaletsizlik, haksızlık ve eşitsizlikten en az sizin kadar şikayetçi olduğu için buralara kadar gelmiş ve kendileri gibi insanlarla bir dünya kurmuşlar. Barlarında Bob Marley çalan bir yer ne kadar kötü olabilir ki?

Koh Rong Adası’nın gerçek sahipleri. Good fellas!

Adaya iner inmez ilk yapmanız gereken şey ayağınızdakileri çıkarmak. Çünkü ihtiyacınız olmayacak. Sonrasında da kalacak yerinizi seçtiniz mi artık her şey tamam. Adanın tadını çıkarabilirsiniz. Mert’in restoranı Coco’nun paylaşımlı odalarından birinde kalıyorum. Odalar paylaşımlı ama ben yerleştiğimde kimse yok. Arjantinli arkadaşlarım ise başka bir yer buluyorlar ve sonra yemekte restoranda buluşmak üzere sözleşiyoruz. Odaya tekrar döndüğümde Norveçten gelen gezgin bir genç kadınla tanışıyorum ve o da bize katılıyor.

Mert’in en güzel yemek tavsiyeleriyle beraber adeta bir ziyafet çekiyoruz. Üstelik masada babaganuş bile bile var. Mert ve ekibi gerçekten harika iş çıkarmışlardı. Arkadaşlarımın da mekanı ve yemekleri beğenmesiyle haklı bir gurur içerisinde sahile doğru oturup sohbet ediyoruz. Sabah adanın ortasında ormanı yürüyerek geçip adanın gerçek incisi olan long beach’e gitmek için sözleniyoruz ve herkes yataklarına çekiliyor.

Sana tepeden baktım aziz Koh Rong.

Arjantinli dostlarımız bizi telefonla uyandırmaya çalışmış olsa da yol yorgunluğu, hava değişikliği derken Norveçli oda arkadaşımla uyanamamışız ve mesaj bırakıp gitmişler. Uyanıp bir şeyler atıştırıp -uzun süre sonra demleme çay içebilmenin de mutluluğunu yaşayıp- hemen biz de yola koyuluyoruz. Yanımıza sadece ekstra olarak su alıyoruz çünkü yolumuzu kestiremiyoruz. Yanımda bir hemşirenin olduğunu öğreniyorum ve olası yaralanmalara karşı da güvende olduğumu anlayın yola devam ediyoruz.

Her ne kadar gezginlerden dolayı bir patika oluşmuş olsa da hala balta girmemiş bir ormandan bahsettiğimizi bilmenizi isterim. Uyarılara göre her an üzerimize bir maymun atlayabilir veya yılan ısırabilir. Böceklere hiç değinmiyorum bile. Ayağımızdaki terlikler de işi zorlaştırıyor ama olsun. Yol oldukça sorunsuz geçiyor ve dünyadaki cennete ulaşıyoruz.

Koh Rong Adası’nın gerçek incisi long beach.

Adanın ilk yüzü her ne kadar canlı ve eğlenceli olsa da sahil açısından Phuket adası kadar etkileyici gelmemişti. Ama adanın ikinci yüzünü görünce artık Phuket adasını hatılamak bile istemiyordum. Böyle bir şey sadece filmlerde olabilir diye düşünüyordum çünkü göz alabildiğince kumsal, pırıl pırıl bir sahil ve cam gibi bir su. Evet, tekneyle açılmaya gerek bile kalmadan yine balıkları görebiliyordunuz. Sahil henüz oteller tarafından kapılmamış olsa da bazı yerlerde oteller için hazırlıklar yapıldığını görmek inanılmaz üzdü. Uzun bir süre yürüdükten sonra yanımızdaki bir kaç parça eşyayı bir ağacın dibine bırakıp suya daldık. Artık bir kaç yüz metre yürüyor ve sonra yine yüzüyorduk. Sanırım hayatımın en huzurlu dakikalarıydı çünkü bundan daha iyisini hayal bile edemezdim.

Yüzerken telefonumla -rastgele- çektiğim bir kare. Tabi ki nofilter!

Sözü size bırakıyorum. Phuket’de aldığım su geçirmez kılıf sonuna kadar faydalı oldu çünkü suyun içindeyken de fotoğraf çekebiliyordum. Bu fotoğraf bir kılıfın içinden iPhone ile çekildi ve en ufak bir noktasına bile dokunmadım.

Yüze yürüye yola devam ederken artık iyice acıkmıştık. İlerde bir kaç kişinin yüzdüğü ve bir tabelanın olduğu bir yer gördük ve oraya doğru yürüdük. Bir de ne görelim? Arjantinli arkadaşlarımız oturmuş keyif yapıyorlar. Hep beraber yemeklerimizi söyleyip sohbete koyulduk. Hepimiz resmen büyülenmiş gibiydik. Sohbetin detaylarında Norveç Arjantin ve Türkiye’yi sağlı sollu tokatlamış olsa da hepimiz çok mutluyduk ve o anda tek önemli olan şey buydu.

Oturduğumuz kafecikten.

Sonra beraber yüzmeye devam ettik. Sanırım bunu sabaha kadar yapabilirdik. Sahil yürümekten bitmiyordu adeta ve saatler hızla ilerliyordu. Havanın kararmaya yakın olduğunu farkedince dönüş noktasından en az 1.5 saat uzaklıktaydık ve bu nedenle tekneyle dönmeye karar verdik. Şansımıza tek dönüş seferi olan iskeleye oldukça yakınmışız ve iskelede bu tekneyi beklemeye başladık.

Dağları deldik tek başımıza!

1 saatte geçtiğimiz orman ve ulaştığımız nokta yukarıdaki fotoğrafta ağaçların kesilmiş olduğu bölgeydi. Bunu başardığımıza artık şaşırabilirdik. Tekneyle dönüş yolunda adanın bir bölümünü turlamış olmanın ve harika bir adada denizde süzülürken harika bir gün batımını izlemenin keyfini sürüyorduk. Adaya ulaştığımızda yine harika yemekler ve kapanışı yaptık.

Koh Rong Adası’nda gün batımı!

Koh Rong Adası’nda 2 gece 3 günü bitirdikten sonra buruk bir şekilde yola koyulmam gerekiyordu. Her şeyin sınırlı olması gereken bir dünya gerçekten çok hüzün verici. Oysa ki o adada bir kaç hafta geçirmek. Tek tek adanın sakinleriyle tanışmak, görüşmek vakit geçirmek istiyordum. O kadar çok hayat, o kadar çok hikaye var ki o adada hayal bile edemezsiniz. Ama dönüş yolundayken aklımda olan tek bir şey vardı. Bir gün buraya tekrar geleceğim ve çok daha uzun vakit geçireceğim.

Dönüş yolunda long beach! İşte böyle bir yer. 🙂

Şu anda yollara düşmenin heyecanını ve hevesini sanırım en çok Koh Rong Adası bana aşıladı. Sırf bu nedenle artık her fırsatta yola çıkıyorum ve her fırsatta yolda tanıştığım insanlarla vakit geçiriyorum. İran, insanlarla tanışma konusunda kendimi aştığım bir ülke oldu hatta. Umarım bundan hiç bir zaman sıkılmam. Bir insanın hayatına dokunmak o kadar değerli bir şey ki anlatamam. Bırakın insanlar da sizin hayatınıza dokunsun!

Son bir not: “Koh Rong Adası’nda yaşanır mı?” diye merak ediyorsanız eğer şimdilik internet maalesef sorunlu olduğu için eğer internet işi yapıyorsanız sıkıntı çekebilirsiniz. Onun dışında “huzur” arıyorsanız düşünmeden evet!

4 Comments

  1. Yazılarınızı ilgiyle okudum bir çok yeri gördüğüm halde tekrar yaşadım.Koh Rong Ada’sını çok merak ediyorum. Yeni yazılarınızı bekliyorum,selamlar

    1. Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Ben de yazarken yeniden yaşarcasına çektiğim fotoğraflar içinde kaybolarak yazıyorum bu durum size de yansıdığı için mutlu oldum. 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir