Labirent Şehir Fes

Zamanın akıp gittiğini oldukça iyi biliyoruz fakat geçen günlerin değerini pek bildiğimizi söyleyemeyiz. Bu yazıyı yazmaya başlayınca Fes şehrinden önce yaptığımız çöl turunu tekrar okudum ve farkettim ki o yazıyı yayınlayalı neredeyse 1 yıl oluyor. Fas’tan sonra 20’ye yakın ülke gezmiş olmam ve hala Fas gezisini bile tamamlayamamış olmam cabası. “Ama onlarca farklı şehir gezdin, tadını çıkarmakla meşguldün” diyerek kendimi ikna ediyorum şimdilik. Önümüzdeki bir kaç hafta boyunca yazabildiğim kadar yazıp tüm gezdiğim şehirleri tamamlamak istiyorum. Umarım başarabilirim.

Çok fazla yazılı not alan biri olmasam da sıklıkla video ve fotoğraflar çekerek o anı ölümsüzleştirmeyi seviyorum. Geriye dönüp blog yazısını yazmaya başlarken de hafızamdaki kırıntıları önceden kayıt altına aldığım bu görsel içerikle tekrar besliyorum ve ortaya tarihin tozlu sayfalarından bir şeyler çıkıyor. Beynimizin ne kadar güçlü bir yanı olduğunu bazı noktaları birleştirmesi için ona verdiğimizde ortaya çıkan sonuçlardan rahatlıkla anlayabiliriz.

Fes şehri (Fez diyenler de var ama neden böyle bir ikilem var açıkçası bilmiyorum. Ben Fes diyeceğim.) Fas’ın en eski ve korunmuş şehirlerinden biri. Çölden sonra kiraladığımız 2 taksi ile şehre doğru yola koyulduk ve inanılmaz yorgun olmanın da etkisiyle bir sonraki gün görüşmek üzere dağıldık. Balayı çiftimiz artık lüsk bir otelde konaklamak istiyordu ve Çinli dostlarımızdan biri yine 5 yıldızlı oteline geçti ve geri kalanımız hostellerimize geçtik.

12 saatten fazla uyumuşum. Öyle bir yorgunluk ki akşam yemeği için uyanma gereği bile duymamış gariban bedenim. Uyandığımda sabah 9:00 sularıydı. Arkadaşlarımızla 10:00 gibi bulup, rehberimizle şehri gezmeye başlayacaktık. Çinli arkadaşımı buluşma yerinden aldım ve arkadaşlarımla beraber balayı çiftinin oteline geçtik. Rehberi onlar ayalamışlardı…

Çöl turu ile başlayan arkadaşlığımız Fes şehrinde de devam ediyor.

9.000 ara sokaktan oluşan bir eski şehir

Görsel hafızamdan dolayı yol ve yön konusunda oldukça iyi olduğumu düşünürüm. Öyle ki hayatımda 1 defa bile kaybolduğumu veya bir yeri bulamadığımı hatırlamıyorum ama her şey buraya kadarmış. Fes, birbirinin aynısı daracık sokakları, yüksek duvarları ve benzer renk tonu ile bir insanın kaybolabilmesi için tasarlanmış bir şehir. Herhangi bir harita uygulaması da iyi çalışmadığı için kaybolma ihtimaliniz oldukça yüksek. Bu nedenle rehber tutmamız oldukça yerinde olmuş diye düşünüyorum yürürken. Unutmadan söyleyeyim sokaklar dar olduğu için araç trafiğine kapalı hatta dünyanın en büyük araç trafiğine kapalı şehir merkezi olduğu düşünülüyor. Araç trafiği olmayınca dolayısıyla yükleri taşımak için hayvanlar ve el arabaları kullanılıyor. El arabaları sorun değil fakat bazen burnunuzun dibinden geçmek zorunda kalan katır, eşek ve atlar için hazırlıklı olun. Korkunuz varsa bunu bilerek hareket etmenizde fayda var.

Fes’in klasik dar sokaklarından biri.

Gezimiz eski şehir merkezinin birkaç kapısından biri olan “Blue Gate – Bab Bou Jeloud” olarak bilinen kapıda başlıyor. “Old Medina” girişi ile beraber labirentte çıkışı arayan fare gibi sokaklarda gezinmeye başlıyoruz. Marakeş’ten daha karmaşık olamaz diyordum ama öyleydi. 300.000 kişinin yaşadığı bu eski şehir merkezi o kadar iyi korunmuş ki her köşe başında sizi bir başka tarih, bir başka mimari bekliyor. Medreseler, camiler, el sanatları merkezleri, pazarlar ve tabi ki deri işleme merkezleri ile devasa bir çarşı. Fas genel olarak filmlerde görüdğümüz “karma karışık Arap çarşısı” görünümünün alındığı yer. Garip, mistik, farklı… ne derseniz deyin. Kimse için normal olmadığını düşünüyorum. Normal olmadığı kadar da etkileyici olduğunu söylemem gerek.

Çarşı konsepti gerçekten çok farklıydı.

Fas’ın bağımsızlığı Fes’te başlamış. Şehrin girişinde genelde pazar kurulan ve dönemsel festivaller için kullanılan büyük meydanın yakınlarında bulunan bağımsızlık bildirisi, ayaklanmanın başladığı evin hemen karşısına yazılmış durumda. Her ne kadar gözlemlerim Fransız sömürgesinin ismsiz olarak devam ettiği yönünde olsa da çok daha zorlu dönemlerden bu ayaklanmayla kurtulduklarını söyleyebiliriz.

Fes turumuz ile beraber başlayan Ramazan Ayı, gün içinde sadece turist görmemize neden oldu. Açıkçası çok da güzel olduğunu düşünüyorum çünkü o dar sokaklarda ciddi bir kalabalıkla yürümek, sıcağı iliklerimize kadar hissettiğimiz o günlerde pek de keyifli olmayacaktı.

Muhteşem detaylarla dolu Ebu İnaniye Medresesi.

Ebu İnaniye Medresesi – Bou Inania Madrasa (1351-1356)

Dönemin Berber emiri Ebu İnan Faris tarafından yaptırılan bu yapı gördüğüm en etkileyici eserlerden biri. O kadar detaylı bir işlemeye sahip ki gezerken her bir adımınızda durup incelemek istiyorsunuz. Yıllara meydan okuyan bu yapı şu anda aktif olarak eğitim vermiyor Fransız bir bankacı tarafından restore edilen bu medrese, sadece turistik ziyarete açık ve mutlaka açık olduğunu bildiğiniz bir saatte gidin. Erken gitmeniz kalabalıktan kaçınmanızı sağlar.

Fes gezisi için ayırdığımız iki gün de haftasonu olunca oldukça üzücü şeyler öğrendik. Örneğin dünyanın en eski kütüphanesi Qarawiyyin (Karaouine) Library, kapalı olduğu için gezemedik. Şu anda bile 500.000’den fazla eski eser barındıran bu kütüphaneyi görmek isterdim. Kütüphaneyi de barındıran yaklaşık 1300 yıllık üniversite olan The University of Al-Karaouine’i de görememek üzdü. Çok güzel bir mimarisi olduğunu fotoğraflarından görmüştüm. Bunlar dışında da bir kaç farklı yeri daha haftasonu dolayısıyla göremeyince elimizdekilerle yetinmeye çalıştık ama siz siz olun haftasonu yapmayın bu turu.

Dünya gözüyle “tabakhane” nasıl bir yermiş gördük. (:

Nane kokusu eşliğinde Chaouwara Deri tabakhaneleri – Chaouwara Tanneries 

Fas, deri ürünleriyle oldukça ün yapmış bir ülke ve bu deri ürünlerinin en popüler üretim merkezi de kültür başkenti Fes. Daracık sokakların arasında adeta gizli bir geçitten geçerek girdiğiniz deri tabakhaneleri de turistik gezilerin vazgeçilmezlerinden biri. Rehberinizin olup olmaması çok önemli değil, ücretsiz olarak bu tabakhaneyi gezip görebilir, fotoğraf çekebilirsiniz. Bu mekanı görebilmek için işletmelerin içinden geçiyorsunuz ve size süreci de anlatıyorlar ve tabi ki satış yapmaya çalışıyorlar.

Çalışmak zor mu diyordunuz? Bir de tabakhane çalışanlarını düşünün.

Deri tabaklama işleminin yapıldığı bu ortamda o kadar ağır bir koku var ki daha balkona çıkmadan koku sizi bayılmanın eşiğine getiriyor. Bunu bildikleri için içeri adımınızı atar atmaz bir demet nane tutuşturuluyor elinize ve koklamanız söyleniyor. Zaten bir kaç dakika sonra naneyi koklamaktan ziyade burnunuza sıkıştırmaya çalışırken buluyorsunuz kendinizi. Bu ağır kokuda bir kaç dakika geçirmeyi bırak hayatlarının büyük bölümünde bu kokunun içinde -kelimenin tam anlamıyla içinde” çalışarak yaşamak zorunda kalan insanlara üzülmemek elde değil.

İlkokulda bunun küçük halini yapıp minik halılar yapıyorduk.

El emeği, göz nuru! 

Fes tam bir kültür başkenti. Aklınıza gelebilecek her türlü el işini Fes’te bulabilir ve hatta yapıldığı yerlere gidip, inceleyip merkezinden alışveriş yapabiliyorsunuz.

Beni en çok etkileyen şey giderek daralan sokaklardan ve küçücük bir kapıdan geçerek girdiğimiz halıcı oldu. Öncelikle öylesine küçük bir kapıdan geçip o kadar büyük bir yere nasıl çıktığımızı hala anlamış değilim. Fas’ın geleneksel riyadlarından daha farklı bir tasarıma sahip eski bir evmiş burası. Ev demeye bin şahit gerek tabi. Oldukça varlıklı bir aileye ait olan bu evde bir kaç aile beraber yaşıyormuş yani bizim köşk, konak gibi düşünebiliriz. Şimdi ise şehrin en büyük halıcılarından biri. Her yerden halı fışkırıyordu. (: Benim Türkiye’den geldiğimi öğrenince bizim halılarımızı da övdükten sonra diğer arkadaşlara satış yapmaya çalıştılar, açıkçası fiyatlar da oldukça iyi görünüyordu.

İnanılmaz bir halı satış mağazası.

Biraz halılar hakkında bilgi aldıktan ve naneli çayımızı içtikten sonra metaller üzerine harika eserler çıkarılan bir yere geçtik ve orada da gözlerimizi şenlendirdikten sonra ahşap işlemeleri yaptıkları bölgeyi gezdik. Kelimenin tam anlamıyla bir işletmeden çıkıp diğerine giriyorduk. Asyada “temple sick” oluyorsunuz ya bir süre sonra Fas’ta da “handycraft sick” olabilirsiniz, dikkat edin. (:

Karizmasını nakış nakış işliyordu. İstifini bozmadan.

Şehir turunu yaparken o kadar çok cami, medrese ve güzel tasarımlı yer görüyorsunuz ki bazen daracık iki sokağın duvarını bağlayan kemer bile inanılmaz etkileyici görünüme sahip olabiliyor. Başınız döniyor anlayacağınız sokaklarda gezerken.

Rehberimizden ayrıldıktan sonra biraz otellerde dinlenip iftar öncesi gün batımını izlemek için şehrin hemen yanında bulunan eski kaleyi görmeye gitmek için anlaşıyoruz. Kaldığımız otellerde eski şehir içinde bulunduğu için surların dışına çıktığımda gerçekten bir ferahlama hissediyorum. Duvarlar üzerimize doğru geliyormuş meğerse, etkileyici olduğu kadar da ruh halini olumsuz etkileyen bir şey. Sanırım satıcıların agresif ve anlamsız derecede atarlı olmasının nedenlerinden biri de bu. Fes’in geçim kaynağı el işi ürün satıcılığı ama satıcıların büyük bölümü ciddi problemli. Çok sinir olduğumu söylemem lazım.

Dünyanın en garip şehirlerinden biri dışardan böyle görünüyor. (:

Binlerce sokağıyla karşımızda Fes! 

Tepeye doğru çıkarken sıcağın da etkisiyle nefes nefese kaldıysak da çok yüksek bir tepe olmadığı için hemen kalıntıların gölgesine çöktük. Bir yandan ramazanın ilk günü dolayısıyla nasıl bir ortam olacağının merakı bir yandan batan güneşin verdiği huzur gerçekten iyice dinlenmemize neden oldu. Güneş battıktan kısa bir süre sonra patlayan bir top, yüreğimizi ağzımıza getirdi. Kısa bir şok sonrası bunun bir iftar topu olduğunu anladım fakat diğer arkadaşlar uzun bir süre ne olduğunu çözemediler. İstanbul’da ilk defa iftar topunun patladığını duyduğumda ben de çok şaşırmıştım. Durumu anlatmaya çalıştım kendilerine ve öylece yemeğimizi yemek için tekrar eski şehir merkezine döndük.

İyi bir yerde yerseniz seveceksiniz.

Fes’in en popüler yemeği: Bastilla

Fas gezim boyunca kişniş dolayısıyla güzel bir yemek yiyemedim diyebilirim. Aklınıza gelebilecek her yemeğe koyuyorlar ve sanırım yemediğim, yemeyeceğim tek şey olabilir muhterem “kişniş”. Neyse, Çinli iki arkadaşımız uzun süre Çin yemeği yiyemedikleri için buldukları ilk Çin lokantasına gittiler. Ben, iki Hollandalı ve iki Pakistan asıllı Amerikalı da tavsiyelere uyup özellikte Fes şehrinin en popüler yemeği olan (diğer şehirlerde yok dediler) Bastilla yemek için bir restoran bulduk. Tripadvisor’da popüler bir mekana oturduk ve siparişlerimizi verdik. Benimkinin içinde kişniş olmayacağının da garantisini aldıktan sonra beklemeye başladık.

Bütün şehirlerin gece ayrı bir havası oluyor.

Fas’ın sıcak ikliminin de etkisiyle yavaş olduğunu biliyorduk fakat o gece kendilerini aştılar. Sanırım 1 saatten fazla bekledik yemeğin gelmesini ve biz ısrarla beklerken en az 3-4 masa turist beklemeye dayanamayıp gittiler. Şimdi düşünüyorum da keşke biz de öyle yapsaymışız. Hayır, sonunda masaya gelen yemeği olağanüstü bir zevkle yedik. Hatta en büyük zevki ben aldım diyebilirim çünkü gerçekten tatlı-tuzlu baharatları falan muhteşem bir lezzet olmuştu. Giderseniz mutlaka deneyin fakat bünyenizi bilerek deneyin. Ben hariç diğer arkadaşların hepsi ertesi gün mide problemleri yaşadılar ve ortak tek yediğimiz şey oydu. Benim de muhtemelen bünyem güçlü olduğu için sorun yaşamadım.

Fes’in çevresini saran, yüzyıllardır şehri tehlikelerden koruyan surlar. Bu surlar 300.000 kişiyi kapsıyor.

Tek başıma olsaydım Fes şehrinde bir kaç gün daha kalıp göremediğim yerleri görürdüm ve daha fazla zaman geçirirdim fakat arkadaş grubumuzla çok iyi anlaştığımız için Chefchaouen şehrini de beraber gezmek istedim ve onlarla beraber Fas’ın mavi incisi Chefchaouen’e doğru yola koyulduk. Sabahın erken saatlerindeki ilk otobüse biletimizi aldık ve 5-6 saatlik yola koyulduk.

Chefchaouen’de görüşmek üzere…


Tek tek detaylı tarihi bilgi vermek yerine kendi gezilerimi anlattığım için sorularınız olursa lütfen aşağıda yorum alanından yazarak benimle paylaşmayı ihmal etmeyin. Ayrıca “İletişim” sayfasından bana ulaşabilirsiniz ve tabi ki Daha Ötesi Facebook sayfasını takip ederek sorularınızı iletebilirsiniz. Eğer fotoğraflarımı beğeniyorsanız daha fazlası için Instagram‘dan da takibe almayı unutmayın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir