Pers İmparatorluğu’nun başkenti Persepolis

İran‘a bir gezi yapmayı planladığım zaman beni en çok heyecanlandıran şey “Pers İmparatorluğu” olmuştu. Yazılı tarihe karşı pek bir ilgim olmamasına rağmen tarihin her noktasında Pers İmparatorluğu, medeniyetin doğduğu imparatorluk olarak adlandırıldığı ve anlatıldığı için her zaman ilgimi çekmişti. Söz konusu Pers İmparatorluğu olunca da, tüm şehirler bir yana, başkent Persepolis’i görmemek olmazdı tabi. Üstelik sadece 60 km uzağımdaydı koca imparatorluğun merkezi.

Şiraz’da harika vakit geçirmiştik fakat vaktim giderek daralıyordu ve daha görmek istediğim çok yer vardı. Bu nedenle Şiraz‘da kaldığımız aparttan çıkışımızı alarak sabah erkenden Pers İmparatorluğu‘nun başkenti Persepolis‘e doğru yol almaya başladık. Önümüzde 60 km vardı fakat Persepolis’den tekrar Şiraz’a dönmek yerine sonraki durağımız olan Yezd şehrine gideceğimiz için zamanımızı verimli kullanmalıydık.

Persepolis girişinde bulunan “Tüm Milletler Kapısı”

Şiraz’dan Persepolis’e doğru giderken yol bir anda çölden bir vahaya dönüyordu. Persepolis’e yaklaştığınızı dümdüz yol ve çevresini saran, sonradan özenle yapıldığı belli ormanlık alandan anlıyorsunuz. Persepolis, diğer adıyla Takht-e Jamshid / Taht-ı Cemşid artık karşımızdaydı.

Milattan önce 6. yüzyıla kadar uzanan geçmişiyle Persepolis Ortadoğu’da kurulmuş en büyük imparatorluğa başkentlik yapmış ve aradan geçen binlerce yıla rağmen kalıntılarıyla bile bizi büyülemeye yetiyordu. Giriş biletimizi aldıktan sonra sarayın, üzerine kurulu olduğu yapay tepeye çıkmak için 111 basamaklı bir merdiveni çıkmaya başladık. Kim bilir bu basamaklardan daha önce kimler çıktı, nasıl olaylara sahne oldu bu basamaklar.

Basamakları çıktıktan sonra bizi Tüm Milletler Kapısı karşıladı. Bu kapı, kral 1. Darius’u ziyarete gelen herkesin geçtiği bir kapıymış. Girişinde bulunan dev heykeller gerçekten insanoğlunun ne kadar yetenekli olduğunun bir göstergesi gibiydi. Genel olarak Persepolis duvarlarında bulunan işlemelerde öne çıkan şeylerin kralın gücünü temsil eden hayvan figürleri (o zamanlar boğa güç simgesiymiş) ve halkların ayırt edilebilmesi için farklı kıyafetler, şapkalar takılmış kabartmalar bulunuyordu. O kadar detaylı işlemeler yapılmış ki bazen durup düşündüğünüz zaman resmedilmiş olayın hikayesini kendiniz tahmin edebiliyorsunuz.

III. Artaxerkesin mezarı – Rahmet Dağı

Tüm Milletlerin Kapısı’ndan geçtikten sonra saray içerisinde gezinmeden önce Persepolis’e tepeden bakabildiğimiz Rahman Dağı yamacına çıktık. Burası hem şehre yukardan bakabildiğiniz güzel bir seyir terası hem de dağı oyarak oluşturulmuş bazı kral mezarları bulunan önemli bir yer. Yorulmadan önce buraya çıkmak daha mantıklı geldi.

3. Artaxerkesin mezarı adeta bir sanat eseriydi. Dağın oyulup bir mezar yapılması bir yana mezarın çevresine yapılan işlemeler adeta tarihe meydan okurcasına 2.000 yıldan fazladır olduğu gibi duruyordu. Mezarın üzerinde kral ile beraber bir de Zerdüşt dininin tanrısı Ahura Mazda yer alıyor. En üstte de dini sembolleri olan kartal figürü bulunuyordu. Persepolis’in bir çok yerinde bu sembol yer alıyordu. Bu oyma figürlerin bozulmadan bu zamana kadar nasıl gelebildikleri ise büyük bir soru işareti.

Sana tepeden baktım aziz Persepolis!

Persepolis şehrinden 2.500 yıl sonra bu kadar çok detayın kalmış olması bence tarihin bize verdiği bir mesaj olmalı. Tepeden bir süre Persepolis’i izledikten sonra daha yakından gezmek için tekrar aşağı indik. Kral’ı ziyaret edenlerin ilk bekletildikleri yer olan ve normalde 30 sütundan oluşan Apadana sarayına uğradık ilk önce. Sütunlardan sadece 13 tanesi ayakta kalabilmişti ve onların da tepelerinde olması gereken, boğa figürleri yoktu. Ama bir saniye, 2.500 yıldan söz ediyoruz. Bu sütunlar hala ayakta!

Apadana sarayından geriye kalanlar

Diğer sütunların yerleri hala duruyordu. Ayakta kalan sütunları incelediğim zaman, her sütunun eklemeli taşlardan oluşturulduğu net bir şekilde görülüyordu. Yani bir kaç tonluk parçalardan oluşan bu taşlar üst üste dizilmiş ve üzerine işlemeler yapılmıştı. Araştırmalarıma göre Persepolis’te bulunan taşların çoğu Mısır’dan getirilmiş. O yıllarda bu taşların nasıl getirildiği, nasıl bu kadar harika bir şekilde yerleştirilip bu şehrin yapıldığı hala bir soru işaretiydi. Araştırmacılara göre Persepolis şehri 155 yılda tamamlanmış ve her zaman olduğu gibi binlerce köle çalıştırılmış. Sorularımızın cevabının bir bölümü bunlar sanırım.

Apadana sarayından, Kral’ın karşılama yeri olan 100 sütunlu saraya geçtik fakat burada sadece sütunların yeri kaldığı için yönümüzü en beğendiğim yapı olan Kış Sarayı’na çevirdik. Ama şunu belirtmeden geçemeceğim 100 sütunlu bu saray, 10.000 kişilik kapasitesiyle tüm saraylar içerisinde en geniş karşılama salonuna sahip saraymış.

Darius’un Tachara’sı (Kışlık Sarayı) – Persepolis – İran

Tachara, Persepolis’te bulunan en küçük saraymış. 1. Darius’un özenle yaptırdığı ve fakat hiç bir zaman kullanamadığı bu saray Persepolis’in diğer saraylarından farklı olarak çok sağlam gri taşlardan yapılmış kapı ve pencerelere sahipti. Öyle ki Tachara’nın çevresindeki her şey tamamen yok olduğu halde kapı ve pencereleri bütün ihtişamıyla ayakta duruyordu. Tachara’nın duvarları da diğerleri gibi rölyeflerle kaplıydı. Tachara‘nın bir diğer özelliği ise Persepolis’in ovaya bakan tek pencereleri bu saraydaymış. Bunun nedeni ise kralın inzivaya çekildiği zaman bu pencereden şehri ve halkını izlemek istemesiymiş. Diğer saraylardan yüksekte, yapay bir tepede bulunan Tachara’nın içine girmek istesem de yasak dolayısıyla yapamadım. Merdivenlerden çıkıp, ovaya bakan pencereden halkı selamlamak güzel olurdu.

Tachara’nın duvar işlemeleri

Eskiden hamam olarak kullanılan ve şu anda müze olan bölgeye doğru yürümeye devam ettik. Hediyelik bir şeyler almak için standlara bakarken satıcı kızın beni İranlı sanıp Arshia’yı turist sanmasıyla ufak bir şok yaşayıp kral mezarlarının bulunduğu Nakş-ı Rüstem’e doğru gitmek için aracımıza yöneldik. Bir kaç saatlik Persepolis gezisi, okuduklarım, gördüklerim fazla gelmişti bana. Hazmetmeliydim. Aslında aylarca, yıllarca inceleyecek kadar çok detay bulunuyordu Persepolis’te ve henüz şehrin sadece bir bölümü gün yüzüne çıkarılmış durumdaydı.

Persepolis şehri çağının en görkemli şehirlerinden biri olduğu için tabi ki kıskanılıyormuş. Her ne kadar yapımında Yunan ustalar çalışmış olsa da mimari olarak tamamen Pers mimarisini yansıtmayı başarmışlar. 3. Darius döneminde genişlemeye çalışırken sağlam bir kayaya çarpmışlar ve 3. Darius Büyük İskender tarafından bozguna uğratılarak öldürülmüş. Persepolis’i görünce o kadar çok kıskanmış ki Büyük İskender, adamlarına tamamen yakıp yıkmalarını emretmiş. O kadar özel bir yıkım emrine rağmen bu kadar çok kalıntı günümüze kadar ulaşmayı başarmış. Gerçekten etkileyici.

Persepolis Kral Mezarları – Nakş-ı Rüstem

Persepolis’in etkileyici havasından ayrılıp yaklaşık 8 km kuzeybatısında bulunan Nakş-ı Rüstem’e doğru yola koyulduk. Tepeye oyulmuş bir mezarı göreli henüz bir kaç saat olmuştu ki karşımda devasa boyutlarıyla bu kral mezarları çıktı. Söylentilere göre mezarların bulunduğu yerler mağaraymış ve çevresi düzenlenerek bu hale getirilmiş. Bu kadar harika bir şekilde kesilip, işlemelerle doldurulmuş yapılar görmek gerçekten çok etkileyiciydi.

Her bir mezarın önünde bulunan açıklamada, duvarlara yapılmış işlemelerin de anlamı yazıyordu. Her bir mezarın çevresindeki işlemeler, ölen kralın başarılarını ve yaptıklarını simgeliyormuş. Darius’un olduğu söylenen en büyük mezarın altında “atın üzerinde bulunan kral Darius, henüz yendiği bir başka kralın af dileyip ganimetlerini teslim ettiği bir sahne” canlandırılmıştı. Detayları siz düşünün.

Kral mezarı gören masum köylü!

Bir süredir hikaye anlatmayan Arshia bu mezarlarla ilgili güzel bir anekdot paylaştı benimle. Söylentilere göre “taşı toprağı altın” terimi aslında İran’ın. Öyle ki, zamanında krallardan birinin “İran topraklarının 7 kat altına in, hala altın çıkar” dediği söyleniyormuş. Pers İmparatorluğu’nun zenginliği buradan geliyormuş. Arshia, bu kral mezarlarının her birinin çok büyük hazineler içerdiğini ve İslam devrimine kadar prenslerin dokunmadan koruduğunu, İslam devrimi sonrası Humeyni’nin bu altınların hepsini aldığını ve sonrasında altınlara ne olduğunu kimsenin bilmediğini anlattı. Dağların delindiği bu mezarların içinde gerçekten neler olabileceğini hayal etmek zor… Hikayeye göre eski prens ve kralların ise binlerce yıllık tarihlerine gösterdikleri saygı takdire şayan.

Kral mezarları ve Zerdüşt tapınağı

Kral mezarlarını gezerken bir de küp şeklinde bir yapı göreceksiniz. Bu yapının bir Zerdüşt tapınağı olduğu yazılıydı. Pers İmparatorluğu’nun dini Zerdüştlük olduğu için mezarların olduğu bölgeye de bu yapının yapıldığı ve bazı teorilere göre başka bir yerden taşındığı söyleniyordu. Yani zerdüştlük dini için çok önemli tapınaklardan biri.

Kral mezarlarını gördükten sonra biraz daha ilerleyen turistleri görünce biz de devam ettik ve mezarlardan ayrı 7 adet dev rölyef ile karşılaştık. Her biri ayrı ayrı hikayelere sahip bu rölyefleri de incelemeyi ihmal etmeyin.

Persepolis ve Nakş-ı Rüstem’i bitirdikten sonra daha fazla yürüyecek halimiz kalmamıştı. Önümüzde de uzun bir yol bizi bekliyordu. Biraz dinlenip bir şeyler atıştırdıktan sonra Yezd şehrine doğru yola koyulduk. Çok enteresan deneyimler bizi bekliyordu çünkü büyük hazırlıkların yapıldığı Muharrem Ayı da gelmişti. Yezd‘de görüşmek üzere.

2 Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir