Sen hiç hayallerindeki sahile gidip balıklarla yüzdün mü?

Bangkok’da geçen 2 gece 3 gün bizi gerçekten yormuştu. Uçakta Bangkok’da gördüklerimizi düşünüp uykuya dalmışım. Normalde hiç bir toplu taşıma aracında uyuyamam ama gerçek yorgunluk insanı bebekler gibi uyutuyor. Tecrübeyle sabittir.

Phuket Havaalanı’na indiğimizde saat 22:00’a geliyordu ve internetten okuduğumuz şehir merkezine götüren otobüslerin sonuncusu kalkmak üzereydi. Biz havaalanından çıkıp durağı bulana kadar gitmiş olmalıydı bu otobüsler veya son otobüs daha erken kalkmış olmalıydı. Havaalanında şehir merkezine gitmek için bir çok farklı alternatif bulunuyor. Taksiler, özel şöförlü daha lüks arabalar, 7-10 kişilik minibüsler ve hatta limuzine kadar bir çok seçenek içerisinde en uygunu olan minibüsü tercih ediyor ve biletimizi alarak beklemeye başlıyoruz. Minibüslerin olduğu yerde turistler doluşmaya başlıyor ve herkes minibüslere binip yola koyuluyor.

“Yoğun sezonda Phuket’e gitmek” isimli çalışmam. 🙂

Yol oldukça uzun sürüyor ve arada bir de -sözde pasaport kontrolü için- bir tur satış noktasında duruyor minibüs ve en az yarım saatte orada kaybediyoruz. Bize tur satmaya çalışıyorlar ve fiyatlar internetten araştırdığımız ada turlarının neredeyse 10 katı. Evet, tam 10 katı fiyata tur satmaya çalışıyorlardı. Okuduğum bloglar sayesinde almamamız gerektiğini biliyordum ve öyle de oldu.

Şehir merkezine vardığımızda haritadan otelimizi daha önecen seçtiğimiz için ve oteli gerçekten iyi bir konumda seçtiğimiz için hemen kapısının önünde iniyoruz. Çantaları odaya bırakıp hızlı bir Phuket gece turu atmak için yola koyuluyoruz. Otelden çıkıp yürümeye başlar başlamaz Tayland’ın meşhur sokak yemeklerinden birini daha bulmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Bu bir tatlı. Üstelik gerçekten çok tatlı. Waffle ile karşılaştırabileceğiniz bu tatlı siparişe özel hazırlanıyor. Hamur açılıyor, içine çikolata sürülüyor ve kızarırken içine muz doğranıyor, muzun üzerine yumurta kırılıyor ve güzelce katlanıp kızartılıyor. Sonra üzerine isteğe göre çikolata, hindistan cevizi kreması falan ne varsa döküyorsunuz. 5 milyon kaloriyi afiyetle mideye indiriyorsunuz. 2 gün boyunca bir kaç defa yedik. Çok iyiydi. 🙂

Tayland’ın meşhur sokak tatlısı; pankek.

Hiç bir yeri bilmediğimiz için insanları takip ederek ilerlediğimizi itiraf etmem lazım. Her zaman işe yarayan bir yöntem olduğu için bizi Patong Beach‘e ulaştırıyor bu insanlar. 🙂

Phuket gece hayatının kalbi Patong Beach.

Bangkok’un Khaosan Road’ının bir kopyası diyebiliriz fakat Phuket daha çok balayı tatilcilerine de hitap ettiği için kalite bir tık yukarda diyebilirim. Onun dışında her şeyiyle aynı. Güzel güzel yürürken Bangkok’da görme fırsatımızın olmadığı night marketlere de uğramayı ihmal etmiyoruz tabi. Buralar genelde akşama doğru açılan ve gece hayatıyla orantılı devam eden ve her şeyi bulabildiğiniz pazarlar. Güzel şeyler bulabilirsiniz.

Phuket adasını motorlar yönetiyormuş.

Sahile doğru yürümeye devam ettik ve denizden önce adeta “motor denizi” ile karşılaştık. Her yerde yüzlerce, binlerce motor park etmişti. Bu kadar motoru hiç bir arada görmemiştim. Sahile doğru varınca artık deniz havasının da etkisiyle tüm günün yorgunluğu bir anda kendini gösterdi ve otele doğru dönüş yoluna koyulduk.

Uzun araştırmalar sonucu en iyi tur satan firmadan yarım gün turumuzu aldık.

Otele dönerken büyük bir sorunumuz olduğunu farkettik. Gece saat 02:00’ye doğru geliyor ve bizim henüz ada turu, dalış vs yapacağımız bir turumuz yok. Turlar sabah erkenden kalktığı için bulup gitmemiz imkansız gibi bir şey. Bu nedenle son çare olarak gecesinde uçuşumuzun olduğu günü adalar turuna ayırmaya karar verdik. Daha iyisi olabilirdi ama spontane olunca ancak bu kadar olabiliyor. 🙂 Hem böylece sabah uyandığımızda tur biletini almak dışında yapacak hiç bir şeyimiz yoktu. Bomboş koca bir günümüz vardı. Phuket adasına gezebilir, denize girebilirdik ki öyle oldu.

Hayallerindeki sahneyle karşılaşmak! 

Evet, hayallerinizdeki sahilde denize girmiş olabilirim.

Fotoğraf makinası, havlu ve gözlükleri alarak yola koyulduk. Sahilde ilk boş bulduğumuz yere yukarıdaki gibi şezlong kiraladık (sanırım kişi başı 7 TL gibi bir şey verdik) ve havluyu serip oturunca yukarıdaki efsane sahneyle karşılaşıp donakaldım. Sanırım hayatım boyunca gördüğüm en huzur verici sahnelerden biriydi. Bir insanın hayallerinde bu kadar güzel bir sahneden daha fazla ne olabilirdi ki? İyi ki son günü ada turuna ayırmışız da böylesine huzurlu bir gün geçirebiliyoruz diye Fatih ile sohbet edip güneşlenmeye koyulduk. Saatlerce yüzdük, dinlendik, yüzdük ve dinlenmeye devam ettik. Daha iyi ne olabilir ki? Adanın geri kalanını gezmeye gerek bile duymadık.

Bir Tayland harikası Tom Yum Soup. Teşekkürler biletçi teyze, teşekkürler Wok!

Çılgınlar gibi yorulduktan sonra artık iyi bir yemeği hak etmiştik. Biletleri de aradan çıkarmış olacaktık böylece. Ada turunu satın aldığımız teyzeden güzel bir yemek ve restoran tavsiyesi de aldık ve yemek yiyeceğimiz yere doğru koştuk. Ben teyzenin tavsiyesine uyarak Tayland’ın meşhur karidesli çorbası olan Tom Yum sipariş ettim. Fatih biraz daha klasik bir şey istediyse de çorbadan tadınca istemediğine pişman oldu ama ne fayda. Bakın çok açık ve net bir şekilde belirtiyorum, hayatımda yediğim en güzel şeylerden biri olabilir! Bunda çılgın açlığın da etkisi olabilir ama mutlaka deneyin. Sonra başka bir yerde daha yedim fakat bunun yanına yaklaşamazdı. Bu nedenle iyi bir yer bulup yemenizde fayda var. (Adres peçetenin üzerinde.)

Gece Patong Beach’de canlı müzik falan derken sabah erkenden bizi alacak aracı bekletmemek için otele dönüp dinlenmeye başlıyoruz. Her şey buraya kadar harika ama bir saniye! Phuket adası 2004 yılında Hint Okyanusu’nda meydana gelen deprem ve sonrasındaki tsunami etkisiyle binlerce kişinin hayatını kaybettiği adalardan biri değil mi? Çünkü sallanıyoruz.

İlk sarsıntıda Fatih ile otelin son katında olduğumuz için mi öyle hissettik diye birbirimize bakıyoruz ve tabi arada bildiğimiz tüm duaları okuduk. Sarsıntı geçince hızla merdivenlerden aşağı indik ve baktık ki bizden başka kimsede bir tedirginlik yok. Resepsiyonda bulunan görevliye sorduk ama yok. Bizden başka kimse hissetmemiş. Neyse diyerek yukarı çıkıyoruz ve aradan 5 dakika geçmeden bir daha! Yok artık diyerek tekrar aşağı iniyoruz bu sırada internetten de bakıyoruz bir şeyler var mı diye ama yok. Böyle 2-3 defa git gel yaşayınca aşağıda oturmaya başlıyoruz ve o sırada ufak çaplı depremler olduğunu ve tsunami alarmı verildiğini öğreniyoruz internette. Sonrasında neyse ki bir şey olmuyor ve yorgunluktan bayılma seviyesine gelip uykuya dalıyoruz.

Monkey Island – Phuket, Thailand

Sabah 06:30’da resepsiyondan bizi uyandırmasını istemiştik. Onlara gerek kalmadan alarmlarla uyanıyoruz. Servis gelip bizi alarak diğer yolcularla beraber yola çıkacağımız iskeleye götürüyor. Yarım günlük, her şey dahil, Phi Phi Island, Monkey Island ve bir kaç adanın da bulunduğu, şnorkel ile dalışın da dahil olduğu bir tur almıştık. Tek farkı, iskeleye geldikten sonra bizi otele değil de özel araçla havaalanına götüreceklerdi. Uzun yol boyunca bol bol meyve ve atıştırmalık ikramlar da fena değildi hani.

Korsan mağaralarından biri.

Adacıklar arasında hareket ederken o kadar harika koylar ve el değmemiş sahiller görüyorsunuz ki gerçekten o anda tekneden atlayıp oraya yerleşip sonsuza kadar yaşamak geçiyor içinizden. O anda ilk aklıma gelen şey ıssız bir adaya düşsem yanıma ne alacağım sorusuydu. Karar veremeyip adaları izlemeye devam ettim. Balıklarla yüzmek için Maymun Adası’nın yakınlarında demir attık. İlk defa şnorkel ile yüzdüğüm için çok tecrübeli değildim ama tekneye binmeden önce anlamsız bir cesaret ile satıcılardan birinden su geçirmez telefon kılıfı aldığım için su altında bir kaç fotoğraf bile çekmeyi başardım.

Su altında iPhone ile çekmeye çalıştım.

Sanırım yukarıdaki fotoğraf ne demek istediğimi daha iyi açıklıyordur. Balıklarla yüzmek dediğin şeyi gerçekten yapabiliyorsunuz üstelik ciddi dalış falan değil, kafanızı suyun altına koyup gözlerinizi açmanız yeterli. Oysa bize ne kadar uzak geliyor değil mi?

Balıklardan sonra bir de maymunlar vardı sırada.

Maymun Adasın’da konaklamak yasak (eğer maymun değilseniz) bu nedenle sadece tekneden atlayıp yüzerek adaya ulaşabiliyorsunuz. Yorucu olsa da değiyor. Sizin geldiğinizi duyan maymunlar sahilde doluşmaya başlıyor ve onları elinizle besleyebiliyorsunuz. Ama dikkat edin, vahşi ortamlarında oldukları için kızabilirler yanlış bir hareketinize. Onların mekanındasınız. 🙂 Yüzerek tekrar tekneye döndük ve meşhur Phi Phi Island’a doğru yola koyulduk.

Hello Phi Phi Island!

Yüzmek bir insanı nasıl bu kadar çok acıktırabiliyor anlamıyorum. Söz konusu ben olunca açlık çok daha dayanılmaz oluyor. Neyse ki öğlen menümüz açık büfeymiş ve ben ramene bayılıyorum. Ama yemekleri tabaklara doldurup yer ararken kafamı yemeklerden kaldırmam ile bir şok daha yaşamıştım. “Bir filmin içindeyim sanırım” hissini hiç bu kadar yaşamamıştım. Açlık ağır bastı ve yemeğe koyulduk. Sonrasında meşhur The Beach filminin çekildiği yere doğru yürümeye başladım. Evet, hayat bana güzeldi!

Meşhur asya tekneleri. Long tail boat!

Her şey sanki “huzur” kelimesini yeniden tanımlamak için bana özel yapılıyordu. Bu kadar huzurlu yürüyüşleri keşke daha önce yapabilseydim diye düşünüp her gördüğüm sahneyi bir değil bir kaç defa çekmeye çalışıyorum çünkü uzun süre açıp bakacağım bu karelere.

Gitmesek olmaz mı?

Adaya ayrılan süre doluyordu ve rıhtıma doğru gitmemiz gerekiyordu. Daha fazla kalmak hala bizim elimizdeydi, sadece yanacak bir uçak biletiydi söz konusu olan. Ama bir gün tekrar gelip daha uzun süre vakit geçireceğime dair kendimi ikna ederek yola koyulduk. Artık dönüş yolculuğumuz başlayacaktı.

Düzenli bir mesaisi olan bir insan için günlerin ne kadar hızlı ve değersiz geçtiğini düşünmeye başladım. Yıllarca (ortalama bir insana göre daha az dayandım) bilgisayar başında çalışmış biri olarak, sevdiğim işi yaptığım halde geçen zamanlara üzülmedim değil. Hayat, bir internet tarayıcısından çok daha fazlasıydı. Ben ise uzun yıllar kendimi bir internet tarayıcısına hapsetmeyi özgür irademle kabul etmiş ve bundan keyif aldığımı düşünmüştüm. Sandığım kadar almadığımı artık çok daha iyi anlıyorum.

Dünyanın en karizmatik şoförü bizi havaalanına bıraktı.

Tur bitince rıhtıma ulaştık ve havaalanına gidip uçağa yetişmemiz gerektiği için özel aracımızı aramaya başladık. Ama elimizde hiç bir şey yoktu. Bunu o anda farkedip bir alana toplanmış şoförlere derdimizi anlatmaya çalıştım. Neyse ki şöförümüzü bulduk. Süper bir araçla yola koyulduk. Çok uzun bir yolumuz olduğu için aracın iyi olması kadar şoför de önemliydi. Şoförümüzün çok unutkan olması dışında dinlediği müziklere kadar her şeyi oldukça iyiydi. Filmlerden fırlamışçasına karizmasına karşı yorumu ise size bırakıyorum.

Havaalanına vardıktan sonra artık harika geçmiş 2 gece 3 gün ile yepyeni anılarımız vardı. Ama daha güzeli Bangkok’a gece ulaşıp sabah Kamboçya’ya doğru yola koyulacak olmamızdı. Programın yoğunluğuna şu anda bakarken ben bile kendime inanamıyorum. Bu kadar kısa sürede o kadar çok şey yaptık ki! Anons yapıldı, uçak kalkıyor. Kamboçya bölümünde görüşürüz. 🙂

4 Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir