Tayland’ın eski başkenti Ayutthaya

Her güzel şeyin bir sonu olmalı mı emin değilim ama şu ana kadar hep öyle oldu. Koh Rong Adası’nda geçen huzurlu günlerim sona erdi ve tekrar Bangkok’a dönüyordum. Amacım tabi ki Bangkok’da daha fazla vakit geçirmek değildi. Görülebilecek yakın diğer yerleri görmek istiyordum ve bunların başında da Siam Krallığı’nın (şimdiki Tayland) eski başkenti olan Ayuthaya kenti geliyordu. Bir diğer merak ettiğim şey ise Tayland’ın meşhur yüzen pazarlarını görmekti ve buna göre bir plan yapmaya başladım. Evet, ilk durağım Ayutthaya!

Bangkok Merkez Tren İstasyonu (Hua Lamphong Station)

Ayutthaya antik kenti, hikayesiyle çok tanıdık. 12. yüzyılın en gözde şehirlerinden olan Ayutthaya, Siam Krallığı’nın başkentliğini yapmakla beraber dünyanın en önemli ticaret merkezlerinden biriymiş o dönemlerde. Dünyanın her yerinden bu bölgeye ticaret yapmak için gelen kişiler bu bölgeyi dünyanın önemli merkezlerinden biri haline getirmiş. Üstelik 1 milyona yaklaştığı söylenen nüfusuyla da dünyanın en büyük yerleşim yerlerinden biriymiş. Anlayacağınız altın bir dönem yaşanıyormuş. Altın çağını derken gerçekten altın çağını yaşıyormuş çünkü tapınakların dışı bile çoğu zaman altın kaplama yapılıyormuş.

Nereye bakıyor bu insanlar?

Tüm bu bilgiler ışığında Ayutthaya kenti artık beni daha çok cezbediyordu. Ayutthaya kentine gidiş de oldukça kolaydı. Bangkok’a yaklaşık 80 km uzaklıktaki bu antik kente gitmek için otobüs, araç kiralama ve tren gibi alternatifler mevcut ve tabi ki tur firmaları Ayutthaya turu adı altında paketler de satıyordu. Benim tercihim tabi ki tren oldu. Böylece Tayland’da kullanabileceğim tüm ulaşım araçlarını kullanmış oldum.

8 numaralı perondan tren kalkmak üzere!

Kaldığım hostelden merkez tren istasyonuna nasıl gideceğimi öğrendim ve istasyona gitmek için otobüse atladım. Çok geçmeden istasyona ulaştım ama ilk başta inanamadım. Bangkok merkez tren istasyonu bu kadar gösterişsiz ve hatta kötü olmamalıydı.

Bilet gişesini bulup ilk trene biletimi aldım ve koşarak trene yetişmeye çalıştım. Kalkmasına 5 dakika kalan trene koştum çünkü kalabalıktan ayakta kalabilirdim. Neyse ki rötar yapan trende cam kenarına oturmayı başardım diğer yolcuları gözlemeye başladım. Turist yoğunluğu beklediğimden azdı ama bir yandan da bu iyiydi çünkü halktan biri gibi yolculuk yapmak daha eğlenceliydi. Trende her türlü yiyeceği ve içeceği satan satıcılar, kendi yemeğini getiren yolcular, çocuklar, yaşlılar ve diğerleri. Adeta bir Tayland dizisinin içindeydim.

Artık yola koyulma vakti! 80 km yol ne kadar uzun sürebilir diye düşünüyordum ben de sizin gibi ama tahminlerimde yanılmışım. Şehir içinde ve dışında oldukça fazla sayıda durak bulunması ve yavaş ilerlememiz yüzünden yolculuk süremiz 3 saate falan çıktı. Yolda hiç fotoğraf çekmedim, sadece dışarıyı ve trenin içini izleyip anın tadını çıkardım, size de tavsiye ederim. Oldukça güzel gözlem yapabileceğiniz bir an bu tür yolculuklar.

Ayutthaya tapınakları konumları

Ayutthaya durağına gelince trenden indim ve daha istasyondan çıkmadan “sir tuktuk” diyerek çevremi sürücüler sardı. Tüm gün tuktuk ile gezdirme fiyatı olarak 100 dolardan kapıyı açtılar ve tabi ki kabul etmedim. Çünkü geçmiş deneyimlerinde artık bu tür fiyatların çılgın derecede yüksek olduğunu biliyordum. Bu nedenle kalabalığı takip etmeye başladım. Bazı kişiler bisiklet ve motor kiralama noktalarından kiralama yaptılar fakat ben yürümeyi tercih ettiğim için bisikletçilerden birinden yukarıdaki haritayı aldım ve yoluma devam ettim. Ayutthaya gezisi yapıyorsanız yapmanız gereken şey çok basit aslında. Hangi ulaşım aracıyla geldiyseniz hızlıca bir harita bulun ve kenti saran nehri tekneyle 1 TL’den bile daha ucuz fiyata geçerek 11 tapınağın ve kalıntıların bulunduğu alana yürüyün. Sonra isterseniz tapınaklar arasında tuktuk kiralayabilirsiniz.

Dünyanın en havalı kaptanını bulmuş olabilirim. Yolculuğumuz sadece 1 dakika sürdü.

Kalabalığı takip edince bir masaya bozukluklar bırakıp tekneyi beklemeye başladıklarını gördüm ve onlara katıldım. Dünyanın en havalı kaptanıyla tam olarak 1 dakika süren “karşıya geçme” yolculuğumuz çok keyifliydi. Karşıya geçtikten sonra insanlar biraz dağılmaya başlasa da her sokağın Ayutthaya antik kentinin başka bir bölümüne çıktığını farketmem çok sürmedi ve yoluma devam ettim. Gittiğiniz döneme göre havayı mutlaka kontrol edin yoksa 100 metrede bir su almak zorunda kalabilirsiniz benim gibi.

Welcome to Ayutthaya Kingdom!

İlk gördüklerim karşısında büyülendiğimi belirtmem lazım. Yüzlerce yıl refah içerisinde yaşayan bir medeniyetin kalıntılarına bakıyordum. Kim bilir yürüdüğüm bu yollarda kimler yürümüş, nasıl büyük işler yapılmış ve ne kadar anlamsız şeyler uğruna ne savaşlar verilmiş. Bu düşüncelerle gezmeye başladım Ayutthaya kalıntılarını. Gezi boyunca da her gördüğüm yıkıntı arasında biraz daha içim parçalandı. (Birbirinden oldukça uzak 11 bölümden oluşan Ayutthaya’nın en can sıkan yönü her bir tapınak için ayrı bilet almak zorunda olmanız. Onun dışında her şey inanılmaz.)

Ağaç köklerinin sardığı buda kafası. (Wat Maha That)

Tapınakları gezerken Ayutthaya’nın muhtemelen en popüler noktası olan ağaç köklerindeki buda kafasını bulmam çok uzun sürmedi. Bu kafanın buraya nasıl geldiği hiç bir zaman anlaşılamamış. Bir çok kafası kopmuş buda heykeli olduğu için hangisinden geldiği de kesin bilinmiyor. Yerel halk bu kafanın buraya ruhlar tarafından getirildiğini ve bu ağacın ruhu olduğunu düşünüyor. Bu nedenle budistler için ayrıca önemli. Bu sahne tıpkı Angkor bölgesindeki Ta Prohm tapınağında olduğu gibi doğanın inanılmazlığını da kanıtlar nitelikte.

Savaş iyi bir şey değil.

Ayutthaya’da gördüğüm her sahne bana savaşın ne kadar büyük yıkımlara neden olabileceğini tekrar tekrar gösterdi. Nasıl bir ego, nasıl bir hırs insanları bu hale getiriyor hiç bir zaman anlayamacağım ama Ayutthaya antik kenti savaşın yıkım gücünü en net bir şekilde gözler önüne seren yerlerden biri oldu benim için. Ayutthaya kenti 1.700’lü yıllarda savaşlar dolayısıyla yıkıldı ama aradan geçen 300 yıl pek bir şey değiştirmemiş, hala benzer savaşların yaşandığı düşünülünce…

Ayutthaya’dan tapınak kalıntıları.

Sanırım 5-6 saat tapınaklar arasında dolaştım. Artık yorgunluktan ayaklarımı hissedemeyecek duruma gelince dönüş yoluna koyulmaya başladım. Aklımda Siam Krallığı ve Burma Krallığı arasında geçen amansız savaşlara yönelik karmaşık düşüncelerle yürürken bir anda üzerinde “halal” yazan bir tezgaha denk geldim. Yaşlı bir çift tarafından işletilen tezgah, akşama doğru o bölgede düzenlenecek olan bir etkinliğe hazırlanıyordu. Yorgunluk ve açlıkla selam verip yanlarında oturmaya başladım. Selamımı duyunca çok şaşıran ve bir o kadar da sevinen bu yaşlı çift ile dil problemleri nedeniyle konuşamasak da güler yüz her şeyi çözdü. Birbirimizi çok sevdik. (:

Tayland müslümanları.

Açıkçası ne yediğimi pek bilmiyorum ama teyzemiz oldukça hamarattı. Phuket‘de bol bol yediğim muzlu/yumurtalı pankekten farklı olarak bu defa etli bir şeyi tercih etmiştim ve oldukça lezzetliydi. Tayland halkının yaşı ne olursa olsun çalışma azmine hayran kaldığımı belirtmem lazım. Yaşlarına inat çalışma ve yaşama sevinciyle doluydu gördüğüm bütün yaşlılar. Çalışmamak için hiç bir nedenleri de yoktu aslında çünkü çalışmaktı muhtemelen onları bu kadar diri ve mutlu tutan.

İyi bir hasılat var ortada.

Yaşlı çiftimizle vedalaşıp ilk trene atlamak üzere istasyona döndüm. Çok beklemeden gelen ilk trene bindim ve yer bulmak için baştan sona dolaştım. Ayutthaya’da yolcu indirmek için duran bir ana hat treni olduğu için tamamen doluydu tren fakat en arkada boş bir vagon vardı. Taylandlı 1 erkek ve 3 kız arkadaş oturmuş sohbet ediyorlar, ben de o vagona geçip oturdum. Bir anda ortaya çıkan yaşlı bir teyze bana bir şeyler uzatınca bir an neye uğradığımı şaşırdım. Oldukça agresif bir hali olduğu için (söylediklerini bağırarak söylüyordu) durumu anlamaya çalışıyordum. Kızlar da kıkır kıkır gülmeye başlayınca ortalık iyice komik bir hal aldı ve sonunda bir şeyler almam gerektiğini, yemekli vagon olduğunu anlatmaya başladı kızlar. Birşeyler alıp yerime oturdum. Herkes fotoğraf meraklısı çıkınca ilginç bir muhabbet döndü ve 4 yeni Instagram takipçisi kazandım. (:

Ayutthaya’dan dönerken yol arkadaşlarım.

Güzel bir video röportaj bile yaptım yol arkadaşlarımla son durakta indikten sonra. Fakat video sırasında telefonun hafızasının dolduğunu farketmemiş olmam harika bir videoyu batırdı. (Yukarıdaki fotoğrafı da videonun ilk saniyelerinden aldım) 1 aylık gezi boyunca en çok üzüldüğüm şey sanırım bu oldu. Videoda bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek istiyorlardı Taylandlı arkadaşlarım. Trende şöyle bir diyalog sonucu ortaya çıktı bu yanlış anlaşılma;

Taylandlı Ekip: “Neden diğer ülkelerden gelen turistler bize köpek yiyip yemediğimizi soruyor?”

Ben: ?&%^+!’!’ Yemiyor musunuz? 

Taylandlı Ekip: *!’^!%’^% (İğrenerek) Tabi ki hayır! Niye yiyelim ya? Manyak mıyız? Burada herkes köpekleri çok sever, besler.

Ben: ?’^%!”^% En iyisi mi internette bulunan videoları izleyin. Birileri yiyor ve herkes sokakta böcek satılan Tayland sanıyor, sanırım bu nedenle soruyorlar. Peki böcek nasıl yiyorsunuz? 

Taylandlı Ekip: +’^+!’^%!’? Yemiyoruz ki? Sokaklarda satanlar sadece turistlerin ilgisini çekmek için yiyor ve satıyor. Turistler de ilginç bir şekilde yiyor. 

Ben: ?%!’^%!’ WTF? (Dumur olmuş bir şekilde!) Nasıl yani hiç biriniz yemediniz mi?

Taylandlı Ekip: (Herkes birbirine iğrenerek bakıyor ve kızlardan birinden itiraf geliyor) Ben bir defa denedim fakat başka hiç yemedim. 

Evet, beni de şok eden bu olayı trenden inince video olarak çekip paylaşmak istedim ama telefonun hafızası her şeyi batırdı. Ama artık gerçekleri biliyorsunuz!

Tarihin tozlu sayfalarından Ayutthaya ve Bruma savaşının sonuçlarını yerinde inceleyip bol bol yürüyüp yeni arkadaşlar edindiğim bir yolculuğun daha sonuna geldim ve bu defa Tayland’a ilk geldiğim otele tekrar yerleştim ve sonraki gün yapacağım yüzen market gezisi için planımı yaparak dinlenmeye başladım.

2 Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir