Zamanın durduğu şehir: Marburg, Almanya

Bir anda alınan kararlar her zaman ilginç sonuçlar doğurabiliyor. Beklendiği gibi bu sonuçlar iyi olabildiği gibi kötü de olabiliyor. Eğer spontane yaşıyorsanız ve hızlı kararlar almadan önce biraz düşünüyorsanız sonuçların olumluya daha çok yakınsadığını söyleyebilirim. En azından şimdiye kadar -gezilerimde- benim için öyle oldu.

Frankfurt‘ta fazlasıyla zaman geçirdikten sonra artık büyük bir hevesle görmek istediğim Almanya’nın meşhur kaleleriyle ilgili araştırma yaparken vizemin çok kısa olması nedeniyle (Bkz. Schengen Vizemi Nasıl Aldım?) bu ziyaretimde o kaleleri göremeyeceğimi anladım. Bu nedenle hızlıca planımı değiştirip maksimum 1 gün daha Frankfurt yakınlarında vakit geçirip Prag‘a doğru yol almalıydım. Beni misafir eden arkadaşımın yakın bir şehirde sabahın erken saatlerinde katılması gereken bir toplantısı olduğunu görünce hemen haritayı açtım ve yolda inip gezebileceğim bir yer aramaya başladım. Böylece gün boyunca yeni bir şehri gezmiş olacaktım ve akşam dönüşte beni alabilecekti. Almanya‘nın minik üniversite şehri Marburg beni bekliyordu. Fotoğraflardan anladığım kadarıyla gezmeye değer görünüyordu.

Evdeki hesap çarşıya uymuyor! 

Saat 07:00 gibi kalktık ve hızlıca yola koyulduk. Yaklaşık 1 saat gittikten sonra beni Marburg’da indirecek ve 30 dakika daha ilerleyecekti. Alman disiplini ile otobanda birbirinden güzel şarkılar eşliğinde ilerliyorduk ki bir anda lastiklerden biri patladı. Neyse ki çok hızlı değildik ve bir kazaya neden olmadı bu durum. Otobanda yol yardımının gelmesini beklerken gün geçiyordu ve saat 08:40 gibi gelip aracı ve bizi aldılar. servise gidip lastiği değiştirip ve şirket aracı olduğu için kağıt işlerini hallettikten sonra sanırım saat 10:00 gibi tekrar yola koyulmuştuk. Her şeyin bu kadar hızlı halledilmesi ve hiç bir sorun çıkmaması çok iyiydi. (Lastiğin patlaması zaten yeterince büyük bir sorundu.)

11. yy’dan kalma St. Elizabeth Kilisesi

Saat 11:00 civarı sonunda Marburg şehrine ulaştım. Artık dondurucu soğukta, tek başıma gezebileceğim 4-5 saat vardı önümde. Marburg şehrine girer girmez beni karşılayan St. Elizabeth Kilisesi ile adeta ortaçağa ışınlandım. Kelimelerle nasıl ifade edebilirim bilmiyorum fakat böylesine gotik, böylesine eski ve ürkütücü bir kiliseyi daha önce hiç görmemiştim. Şehre inanılmaz bir görüntü katıyordu. Marburg küçük bir şehir olduğu için zaten kilise ve tepedeki kale ile kaplanmış gibi görünüyordu. Bu kadar övdüğüm kilisenin fotoğraflarını o kadar kötü çekmişim ki size sadece uzaktan çektiğim bir fotoğrafı gösterecek olmanın üzüntüsünü yaşıyorum ama internette çok daha güzellerini bulacağınız kesin.

Marburg’un en eski üniversitesi (Marburg Philipps Üniversitesi) 1527 yılında kurulmuş.

Kiliseyi ve çevresini gezdikten sonra şehrin içine doğru ilerledikçe orta çağ Avrupa’sının filmlerden gördüğümüz kareleri bir bir gözümde canlanmaya başlıyordu. Otomobiller dışıda her şey giderek eskiyor ve tarihi bir hal alıyordu. O sırada karşıma yukarıda gördüğünüz dev bina çıktı. Şehrin yeni binaları ve otomobilleri arasında öylesine sakin duruyordu ki sanki yeni ve özenle yapılmış bir binaydı fakat şoku atlattıktan sonra bunun 1527 yılında kurulmuş bir üniversite binası olduğunu anlıyorum. Üstelik bir kaleden çevirme değil, tamamen üniversite olarak kurulduğunda bu şekilde tasarlanmış. Böylece Marburg’a neden “üniversite şehri” dediklerini artık anladım. Almanya’nın içinde küçük bir kasaba olduğu halde ciddi bir entelektüel birikim buradan doğmuş gibi. Marburg Philipps Üniversitesi, bu kadar eski olmasının yanında dünyanın ilk ve en eski Protestan üniversitesidir. Şehir nüfusunun neredeyse %25’i bu üniversitenin öğrencisi ve eğitmenlerinden oluşuyor.

Marburg Old Town sokakları

Aslında öğlen saatleri olmasına rağmen sokaklar oldukça sakindi. Bunda havanın yaklaşık -3 santigrat derece olmasının da etkisi vardır muhtemelen ama genelde de oldukça sakin bir şehir olmalı. Zaten 75.000 civarı bir nüfusla çok da kalabalık olmaz sanırım. Sokaklarda yürürken gördüğüm evler beni kendine hayran bırakıyordu. Bir yandan internetten bilgi alırken bir yandan bu kadar iyi korunmuş tarihi bir kentin sokaklarında geziyor olmak inanılmazdı. Soğuk ve hafif sisli hava dolayısıyla, her sokak başına yetiştiğimde “şimdi kafamı çevireceğim ve at üstünde kılıçlarıyla savaşan bir grup göreceğim” hevesiyle dolaştığımı itiraf etmeliyim. Benim suçum değil, ortam bunun için hazırlanmış gibiydi!

Marburg eski şehir meydanı ve Christmas Market

Marburg, bir tepeye kurulduğu için kaleye doğru çıkarken sürekli yokuş çıkıyordum. Hayatımda çıktığım en keyifli yokuşlardı sanırım. Evler ve kafelerden yavaş yavaş huzur dolu insanlar çıkmaya başlıyordu ben gezdikçe. Oldukça yoğun bir şekilde görme engellilerle karşılaşıyordum. Hepsi tek başına sokaklarda dolaşıyordu ve benim dışımda herkes bunu normal karşılıyordu. Bu kadar çok merdiven bulunan bir yerde bu kadar rahat gezmeleri beni şaşırtıyordu fakat sonradan öğrendim ki bu şehir bir üniversite şehri olduğu kadar engelli dostu bir şehirmiş. Yani fiziksel engelli kişilerin rahat bir şekilde yaşayabilecekleri şekilde her şeyi tasarlamaya özen gösteriyorlarmış. Açıkçası gözle görülür bir farklılık tespit edemedim fakat gerçekten çok fazla engelli kişi gördüğüm için sanırım bu doğru.

Marburg’da romantik bir restoran

Şehrin sokaklarını altüst edip gezdikçe mutluluğum artıyordu. Mutluluk her ne kadar içimi ısıtsa da hava gerçekten soğuk olduğu için güzel bir kafe bulup bir şeyler yemek ve ısınmak için oturdum. Sanırım Marburg’un en ilginç kafelerinden birini bulmuş olmalıyım çünkü herkes makarna yiyordu ve garsondan güzel bir yemek seçip getirmesini rica ettiğimde bana da farklı soslarla yapılmış bir makarna geldi. Oldukça lezzetliydi. Romantik ortama pek uymasa da bilgisayarımı açıp standart işlerimi yapıp o gün çektiğim fotoğraflardan birini paylaştıktan sonra gezmeye devam etmek için tekrar toparlandım.

Şimdi siz söyleyin bana atlılar karşıdan koşarak gelmeyecek mi? (:

1 saat kadar dinlendikten sonra çözülmüştüm fakat dışarı çıkmamla beraber tekrar iliklerime kadar hissettim soğuğu. Tepeye doğru yürüdükçe mistik havayı daha da güzel hale getiren sis de çökmeye başladı. Çok uzun sürmedi ama yukarıdaki sahneyi uzun süre unutamayacağım hale getirdi sisli hava. Kaleye yaklaştıkça insan sayısı azalıyordu ve tabi ki heyecanım artıyordu. Gerçekten büyük ve gerçek bir Alman kalesini ilk defa görecektim. Göreceğim günü merakla beklediğim Neuschwanstein Kalesi kadar olmasa da güzel görünüyordu.

Kaleye yaklaştıkça birbirinden ilginç evler ve kiliseler görmeye devam ediyordum. Yaklaşık 700 yıllık geçmişi bulunan bir şehir, tarihte adından pek de söz edilmediği halde bu kadar harika eseri nasıl bırakabilmiş sorusu hala alımı karıştırıyor olsa da sanırım bunu “üniversite şehri” olmasına bağlamaktan başka çarem kalmıyor. Bu küçük şehir üniversiteleri dolayısıyla akımlardan oldukça etkilenmiş ve özellikle “Romantizm” akımı dönemi Avrupa’nın bir çok önemli isminin bu bölgeye gelmesini sağlamış. Eğitim şart derken buna dikkat çekmek gerekiyor sanırım. Eğitim bir süreç işidir ve geleceğe yapılan çok önemli bir yatırımdır.

Marburg evleri

Kaleye yaklaşırken Marburg şehrine tepeden bakma fırsatı buldum. Bu kadar güzel evi bir arada hiç görmemiştim. Biraz araştırdım ve bu yapı modeline “Half Timber” mimarisi adı verildiğini öğrendim. Bu evlerin duvarları tamamen keresteden yapılıyormuş. İç ve dış duvarlar kerestelerle yapılırken arasına da dönemine uygun olarak tuğla, alçı veya süpürge sıkıştırılıyormuş. Böylece neredeyse hiç beton kullanmadan, ağır kerestelerle oldukça sağlam evler yapabiliyorlarmış. Tarihi dokusunu bozmamak için Marburg’da yapılan evlerin çoğu hala bu metodla yapılıyor ve restore ediliyormuş. Güzel, değil mi?

Bu kalenin bir çok ismi bulunuyor. The Marburger Schloss veya Marburg Castle veya Landgrafenschloss Marburg

Marburg’a tepeden bakan kaleye sonunda ulaştım. Göründüğünden daha büyük ve ihtişamlı bir kaleydi. İçeri giremedim maalesef kalenin büyük bir bölümü aktif bir üniversite olarak kullanılıyordu ve dersler vardı. Fakat etrafında gezmek de oldukça güzeldi. Tepeye doğru hem sis hem kar kendini gösterince Marburg şehrini pek iyi göremedim fakat yine de oldukça güzel bir manzara vardı.

Kalenin arkasındaki mini kale

Kale çok geniş bir alana yayılmıştı ve çevresinde de ufak tefek yapılar bulunuyordu. Arkasına geçtiğim zaman gördüğüm bu mini kale ise sanki bir gizlenme yeri gibiydi. Kral’ın yönetmekten sıkılıp kaçtığı, tarih yazdığı, kitap okuduğu veya sadece dinlendiği bir kaçamak noktası. Tabi bunlar sadece benim tahminlerim, pek iyi amaçlarla kullanılmadığı daha yüksek bir ihtimal fakat iyi düşünmemek için hiç bir neden yok. Üstelik bu fotoğrafı Instagram hesabımda paylaştığımda Marburg’da yaşayan bir kişinin “kalenin arkasında böyle bir yer olduğunu bile bilmiyordum” demesi, sizi ne kadar özel bir kareyle buluşturduğumun kanıtı. (: Güzel bir yorum veya paylaşım ile teşekkürlerinizi benimle paylaşabilirsiniz.

Kahve ve iş molası. Daha fazla gezmek istiyorsanız, gezerken de çalışmaktan kaçmamalısınız değil mi?

Kaleye kadar çıkmak oldukça yorucuydu ve tabi ki soğuktan dolayı artık tek bir fotoğraf çekecek halim bile kalmamıştı. Tekrar eski şehir merkezine dönüp güzel bir kafede, özellikle sokağı görecek bir şekilde oturup bir yandan çalışmaya bir yandan da eve dönmek için arkadaşımı beklemeye başladım.

Beklerken hava yavaş yavaş karardı ve sonunda buluşunca şehrin güzelliği karşısında arkadaşım da büyülendi. Almanya’da doğup büyüdüğü halde Marburg’u pek fazla gezmediği için bir de onunla gezmeye başladık. Akşam olunca Christmas Market, meydanı hareketlendirmişti ve her yerden inanlar markete gelmeye başlamıştı. Biz de aralarına katıldık ve Frankfurt’ta yaptığımız gibi birbirinden güzel atıştırmalıkları yemeye koyulduk.

Harika bir gün için süper bir kapanış olmuştu benim için. Eve ulaştığımızda telefonumdan yaklaşık 20 kilometre yol yürüdüğümü görünce o günün de hakkını vermiş olmanın haklı gururuyla dinlenmeye koyuldum.


Tek tek detaylı tarihi bilgi vermek yerine kendi gezilerimi anlattığım için sorularınız olursa lütfen aşağıda yorum alanından yazarak benimle paylaşmayı ihmal etmeyin. Ayrıca “İletişim” sayfasından bana ulaşabilirsiniz ve tabi ki Daha Ötesi Facebook sayfasını takip ederek sorularınızı iletebilirsiniz. Eğer fotoğraflarımı beğeniyorsanız daha fazlası için Instagram‘dan da takibe almayı unutmayın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir